26 Temmuz 2015

Carl Theodor Dreyer — Ordet

Ve ölüm uyandı, konuşmaya başladı...

Werner Herzog, Kaspar Hauser'i medeniyetlerin beşiğine hoşgörüsüzlük kalıntısı olarak fırlatırken yaşadığı toplumu zincirlere vuruyordu. Kaspar Hauser, istenmeyen bir insan modeliydi ve toplum, çağdan çağa reformlarını yerleştirirken insanlığın o ilkel döneminin ruhunu yok ediyordu bir anda. Çünkü, güçsüz, dayanaksız olanın her zaman rüzgârda savrulduğu biliniyordu. Bu bir nizamdı. Özgürlüğün sınırlarının çizildiği bir nizam, her şeyde ve her yerde. Onlara göre bu işin otoritesi düzene uymaktır ve düzen bazen korkutucu olabilir. İnsanın her ikisi için sancısı var, her ikisi için de acı çekiyor, düzenden de özgürlükten de.

Carl Theodor Dreyer'a göre insan hayatı değerlidir, güzeldir ve kirlidir. Geçmişi oldukça sancılı olan Danimarkalı yönetmen toplum, inanç, erdem, düzen ve ahlak derinliği için sosyoloji ve profan olmayan tematik ölçüsüyle Ordet'in [Söz] özgürlük ve mücadele alanını genişletir ve oldukça ağır çekimlerle ilerleyen yalın dekorda teatral atmosferini sunarak, iki farklı mezhebe mensup aileler arasında gelişen bir aşk öyküsüyle ağlarını örer. Dreyer'da insan hoşgörüsüzlüğünü bir diğerinin hoşgörüsünü yıkarak inşa eder. Ordet, kendi düzeninde özgürlük ve erdem şemasını şekillendirirken geleneklerine ve inançlarına bağlı insanları dogmalarla sunar. İki farklı aileyi -köklerine bir şekilde sıkı sıkıya tutunmuş- inanç, hurafe ve mucize üçgeninde birbiriyle mücadele ettirir. Onların sözde din savaşını muhtelif eksiltmeleri tamamlamayı bırakarak bir sevgi çizgisi üzerinde totaliter kılar.

Kendi içime ulaştım, ama içim beni kabul etmedi.

Ordet, Dreyer'ın düz, sabit ve oldukça sadeleştirilmiş sinema diliyle vardır. Dreyer, karakterleri içinde izleyicisine sıyrılma payı bırakırken burada sadece bir karakteri antiseküler deliliğe iter. Diğer bütün insanlar aklı selim ve gelenekçi, rutin yaşantıları içindedir. Tersten gidilmiş bir yol ile, Soren Kierkegaard okumaları ve İlahiyat geçmişiyle Johannes diğer karakterlerin aynadaki yansımasıdır. Dreyer, Johannes'i –bilerek delirterek akıllı insanların inançlarındaki eksik küfrü dışa vurur. Johannes'in bir şeylere bağlılığı delilik anlamına gelebilir. Dreyer'ın muğlak gibi duran çözüm bağları insanın inancındaki boşluklar ile daimi bir zıtlık uyumu içindedir. Bu uyum, Ordet karakterlerinin nihayetinde bir noktaya varacağı, Protestan dualite ile İskandinav gelenekselciliği arasında sıkışıp kalmayacağını onaylar.



Din ve Bilim arasındaki bağ Dreyercı sinemada oldukça muhteşemdir. Johannes dışındaki Dreyer'ın ön plana attığı karakterler arasında rahip ve doktor, mucize mefhumunun birer prizmasıdır. Rahip, inandığı Nasıralı İsa'yla yani din ile, doktorsa inandığı Bilimle vardır. Rahip ve ailenin mucizeye inanışları kendi dışında gelişen bir olaylayken, doktor kendi elleriyle bir mucize eşiğine girer. Mucize [miracle] Ordet'in içinde gizlidir, o siyah beyazlığın içindedir, ustalıkla. Dreyer'ın en küçük karakterleri bile semantik olarak yoğundur.

Johannes, Söz'ün bekçisidir. Kum tepelerine gider, ıssız İskandinav topraklarına ellerini açar. Bu topraklar, onun düşünce ve iç dünyası gibidir. Diri, oldukça sert, hiç işlenmemiş ama gayet masumane. Johannes'in düşüncelerindeki hareketlilik dünyevilikten farklıdır. O'nun iç yolculuğu inançlıların yaşadığı inançla örtüşmez. Dreyer, birbirlerini seven Anders ve Anne'yi bu iki ailenin dışındaki bir pozisyonda tutarak çatışmacı dünyadan çeker. Çünkü Dreyer, sevgiyi, güzelliği dünyevi çirkinliğe bulaştırmak istemez, onları muhafaza eder. Onda ilahi bir güç bulur. Johannes'i bütün olan bitenin içinde sözleriyle dik tutarak Tanrı’ya daha da yaklaştırır. İnançlılarıysa inandıklarıyla çetinleştirir, doğrulamalarını hakiki çerçeveye yerleştirebilmek için özde birleştirir sonra sekmelere uğratır. Zira onlar ontoloji sorunlarını birbirlerini yok sayarak ortaya çıkarır.

Dreyer, mezhep çatışmasında iki ailenin uyumsuzluğunu hakikatle bozar. Hakikat, konuşmaya başladığında İlahi olanın kendi inandıkları doğrularla çelişmesi neticesinde mutlak bir payda gün yüzüne çıkar. Ağırlaştırılmış ve yavanlaştırılmış sinematografisiyle derinliklere nüfuz eden Dreyer, algıyı ve bilinçaltını açar. Statik, yüze odaklanmış çekimler, düşük oda müzikleri, mekân geçişlerinin paralelliğiyle bütünlüğü amaçlayan Carl Dreyer Sineması'nın Ordet'e Venedik'te Altın Aslan kazandırması bir yana, Ordet'in günümüzde bile tartışılıyor olması Dreyer'ın sanatındaki yoğunluğun altını çizer.

Ordet, zıtlıkların çekici uyumu içinde ilerlerken ilahi olan hep onunladır. Uzaklar yakındadır, yakın uzaklardadır. Johannes bu dünyevi hoyratlığın çemberinde deliliği seçerken Ordet artık suskundur. Dreyer, yelkovanları eline alır. Hiçleşmeye vakit kalmadı. Her birimiz O'nun zamanlarını yaşıyoruz. 

O an bir söz vardır.
Söz, dilin ucundadır ama dil lâl olmuştur.


8 Aralık 2012, İzmir





1 yorum :

2011–2017 idea, schola, zâhir âlem