20 Eylül 2016

Mustafa Kara — Kalandar Soğuğu

Neden bütün hayatım sürgündeymişim gibi geçti?
Neden sadece ve sadece kendi ayak seslerimi duydum evin içinde?

Sonsuzluk ve Bir Gün

Yönetmen Mustafa Kara'nın mekan-tabiat düalitesinde insanın taşrasına matuf, yaman mücadeleyi işleyen filmi Kalandar Soğuğu.

Kalandar Soğuğu, Karadeniz'de kuş uçmaz kervan geçmez, viran bir mezrada yaşayan bir aileye odaklanıyor. Kadim ormanların gölgesinde yaşantılarına sıkı sıkıya bağlanmış, geleneksel aile tipini model alan ve mücadele alanının genişletilmesine olanak sağlayan başat yönüyle kendi mevzisini hazırlıyor. Yönetmen, karakterlerine verdiği dinamizmle, yaşayan her canlının perspektifine nüfuz ederek kevnî tabiatın kudretini ve bunun merkezindeki insanı yansıtıyor.

İbn Haldûn'a göre, gerçekçi bir umran olmanın tek şartı Bedevîler ile Hadarîler (kentliler) yani göçebeler ve yerleşikler –tabiat toplumları ile seçkin kültürel değerlerin mümessilleri– arasındaki dengedir. İkircikli hayatlarında, endüstrileşmenin getirdiği çarpıklıktan uzakta bu aile, tabiat toplumunun bir timsaline işaret eder. Onlar, kentin getirdiği tahakkümün ötesinde serbestmeşreptir, maişet için yürekleriyle hemreng olurlar. Mustafa Kara, ailenin babası olan Mehmet'i epikleştirirken, tabiatın ve hayvanatın motiflerini sinematografisine yansıtır. Maden rezervi arayan ve kendine bir kamçı olan borçlarını temizleyip eşi ve çocuklarıyla müreffeh hayatı arzulayan baba, varoluş mücadelesi verir. Muhayyilesi bereketli topraklara saçılmıştır. Eşi Hanife daha mazbut, hamarat; çocuklar safdil, nineleriyse daha münevverdir.    

Torino Atı'nda Yaşlı Ohlsdorfer ve kızının hayatına odaklanan Béla Tarr iç mekânın büyülü tasvirini yapar. Karakterleri, dışarıda esen çetin rüzgârın ensesinde, karanlık bir âlemde yoğrulurken, ağıllarındaki atın yemeyi reddetmesiyle bakışları düşer. Bu düşüş, fırtınadaki kuru dallar gibidir: kendisini savunamaz ve kendi gölgesinin dışına adım atamaz insan. Torino Atı'ndaki karakterlerin metruk evlerindeki uyumu yabancılarla bozulur ve ilmek ilmek sökülür hülyaları. Derinlerde bir yerde gömülür sancıları. Mustafa Kara'ysa, Mehmet'in rezerv arayışındaki umudunu fanteziye dönüştürmez, onu sarp kayaların ucunda koca bir yürek yapar. Nihayetinde onu, Robert Bresson'un hayvana yüklediği manayla (Ayrıca; Daryush Mehrjui'nin Gaav'ı.) kuvvet bulan Au Hasard Balthazar'daki gibi bir serüvene iter.

Devrim Öncesi İran Sineması'nın mühim isimlerinden biri olan Sohrab Shahid Saless'in karakter-ruh tahlillerinde bir sıradanlık izlediği nettir. Tabiate bijan'ı hemen hemen herkesin yaşayabileceği bir pozisyondan, hâlden çekip alır. Onu yaşamın tam kalbine yerleştirir. Yüze odaklı ağır ve statik çekimler, karakterlerin özüne iniş, çok az konuşma, manaya ve eyleme yöneliş, zorlayıcı ve etkileyici hareket ile kendi sınırlarını çizmekte olan Kalandar Soğuğu, bu minvalde Saless ile aynı yola revan olur. Saless, emekliliği gelen bir yaşlının ve eşinin yaşantılarında ayrıntıları, epistemolojik bir araçla sunmaya çalışır. Bu iki karakter, birbiriyle bağı olmadan yaşayamaz, tutunamaz hayata. Kaldıkları ev, onların bir parçasıdır, yaşadıkları doğa da ölü doğadır. Dümdüz bir şekilde sonsuza uzanırcasına giden ovalar, raylar, nadiren uğrayan tren ve insanların, her gün yeniden bir başlangıçla canlılık buluşu ama iki yaşlının her geçen gün, ölüme bir mesafe daha yaklaşmaları keskin bir zıtlığın mührüdür. Mustafa Kara, filmini kendi kalkanı yapar, onu yeryüzüne taşır. İnsanî değerleri filminin her yerine serper, klasik olay örgüsünü dokümanter bir havaya sokup onun güçlülüğünü arttırır. Bu noktada, iki filmdeki yaşam prototipleri küçük ama uçurumlu bir virajla kıvrılır.

Sosyal gerçekçi dili haiz Kalandar Soğuğu; puslu manzaralar, nebatat, hayvanat, sema ve engin bir cihanın içinde başarılı oyunculuklarıyla ve güçlü sinematografisiyle pastoral, lirik öyküsünü başarılı kılıyor. Yönetmen, tipik Japon ataerkil sinemasından farklı olarak, kentin debdebeli, endüstrilize yaşamını bir kenara koyarak öze, oluşa yöneliyor: insanın saf hakikatine. Ve tüm bu yönleriyle Kalandar Soğuğu: naif kimlik, kültür şoku, sermayenin başkalaşımı, etkileyici hareket çehresinde dolaşarak kendi portresini mütevazı bir şekilde takdim ediyor. 

Benzer okumalar:

Bkz. Erden Kıral, Hakkari'de Bir Mevsim
Bkz. Victor Erice, Arı Kovanının Ruhu 

1 yorum :

  1. Nihayet filmin ruhuna dair yazılar okumaya başladık. Devamını bekliyoruz.
    Bir nacizane denemem de burada,
    http://hersanat.com/kalandar-sogugu-bir-hakikat-arayisi/

    YanıtlaSil

2011–2017 idea, schola, zâhir âlem