4 Şubat 2014

Maxime Rodinson Röportajı

Batıyı Büyüleyen İslâm* kitabınızda İslâm’ı Hıristiyan Batı’nın bir muarızı olarak evvelâ siz belirtmiştiniz. Huntington gibi -Medeniyetler Çatışması- yaşadığımızı düşünüyor musunuz?
Batı’yla Doğu arasında bir mücâdelenin olduğu aşikâr, ama zevâhiri muammalı. Buna binaen, bu ya da buna benzer bir olayın küresel olarak medeniyetten kaynaklandığını asla söyleyemeyiz.
Peki, siz emareleri tahakkuk etmiş miydiniz?
İslâm ülkeleri ile Hıristiyan ülkeleri arasındaki savaş İslâmiyet’in doğuşundan itibaren, 14 yüzyıldır sürüyor. Hatta çatışmalar bazen günümüzdekinlerden daha çetin geçiyordu. Haçlı Seferleri’ne bakın, sonra sömürge savaşlarına…  Bugün, temayüller artık millî âmillere indirgenmiş durumda; bu doğru değil. Mesela: Mısırlı yönetmen Yusuf Şahin’in, Napolyon’un Mısır Seferi’ni anlatan Elveda Bonapartefilmi. Şahin, olayları muâsır millî tasavvur ile anlatıyor: Mısır’daki Araplar, ecnebilerin zabtına karşı geliyorlar. Esasen, bu anlatı Araplardan daha ziyade Müslümanların infialini gösteriyor. Millî şuur nizâmsız, müphem hareket ediyor, buna mukabil muâsırlar semavî bir menzilden yaklaşıyor: Küffâr cenk meydanında.

Bu şer’i kaide günümüzdeki çatışmada yer alıyor mu?
Doğal olarak. İslâm; doğuşundan, yayılışından itibaren sapkın İsevî bir hareket olarak görüldü: “Sahte bir peygamberin sancağı altında Tanrı üzerinden tahrifatları, farzları, İsa’nın vazifesini telâkki ediyorlar.
Müslüman teröristleri silâhlandıran kim? İslâm mı?
Bilâkis, İslâm’ı anlayış biçimleri. Bu temel fikriyatla eylemlerini gerçekleştiriyorlar.
Dinin bizzat kendisi etken mi?
Hayır. İki taraf karşılaştırıldığında her şey işin içine girer: Para, güç, din... Hangisi hangisinden üstün gelir? Ayırt edemezsiniz. 11 Eylül Saldırıları, beynelmilel Doğu-Batı savaşından tecrit edilemez.
Batı’nın bu nefreti nasıl izah edilebilir?
Müslümanlar için Batı ne anlama gelir? Hıristiyan dünyası, ehl-i münkir, kâfir, Muhammed’den kaçınan akvam-ı beşer... Şayet mümkünse sözle savaşırlar, yoksa bilfiil; kılıçla. Tabiri caizse bu nefretin yurtsever bir temayülü de vardır. Batı size karışmadığı müddetçe selâmet üzerinesinizdir. Hele bir değerlerini dayattığı görülsün… mazlumken zalim olur. Bugün olaylara daha itidalli bakabiliyoruz, nereden baksanız elli küsür senedir. 1965 senesinde İkinci Vatikan Konsili İslâm’da mühim değerlerin olduğunu açıklamıştı, gel gelelim sonradan gelen papalar bunları açıklamadılar pek.
Bu nefret;  hınçtan ve öfkeden nasıl besleniyor?
Refah seviyesinin muhakkak büyük bir etkisi var. Müslümanlar Avrupaî tasavvurun ve muaşeretin etkilerini küçük görmüyorlar, onlara maruz da kalabiliyorlar.
Müslümanların bu hıncı sömürgecilik ile alâkalı mı?
Daha da evvelinde başlıyor. VII. Yüzyıldan itibaren… Müslümanlar hiçbir zaman sömürgecilik bilincinde olmadılar, ama Avrupa’da güçlü emelleriyle hükümdarlarını kabul ettirdiler. Mevcut Müslüman ülkelerin çoğu aynı zamanda Hıristiyandı: Mısır, Suriye, Türkiye… Uzun süre boyunca, en güçlü, en zengin ve en uygar olan Müslümanlardı.
Peki, Batı nasıl galip gelebildi?
Yüzyıllar boyunca güçle, aynı zamanda fikir ve ticaretle. Bu uzantı 1300’lü 1400’lü yıllarda başladı. Hıristiyan Batı teknolojik hükümranlığının yayılmasıyla 1800’lü yıllardan itibaren pastanın büyük dilimini aldı. Kısacası, Batı’nın topu tüfeği daha hızlı ateş ediyordu…
Sizin de üzerinde durduğunuz gibi; İslâm, toplumlarda aşk ve şevk uyandırdı…
İslâm, muhteviyatında saflık ve cezbe olan bir din. Dünyada her şeyi düzene sokan bir İlâh… İhtidâ etmek için şunu demek yeterlidir: Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka hiçbir İlâh yoktur ve yine şahitlik ederim ki Muhammed, O'nun kulu ve elçisidir. Bunu söyleyerek Müslüman olursunuz. Yeni mühtedileri sünnet etmek İslâm’ın bir şiarıdır mesela, farz değildir. Napolyon’un askerleri İslâm’a dönmedilerse şayet bunda Müslüman ulemanın iki şartı koşması vardır: birincisi sünnet, ikincisi içki içmemek. Bu ikincisi kabul edilemezdi, işte bundan dolayı Fransız askerlerinin neden Müslüman değil de Hıristiyan olduğunu anlayabilirsiniz.
Kimileri İslâm’ın barışı emrettiğini, kimileri şiddeti icra ettiğini söylüyor. Böyle bir sınıflamaya gidilebilir mi?
Hiçbir din topyekûn ne barışçıl ne de savaşçıldır. Kur’ân-ı Kerim’de aşkı ve güzelliği tavsiye eden surelere rastlayacağınız gibi şiddeti içeren surelere de denk gelebilirsiniz. Vâizler bu tip bağlamların o ânın ihtiyaçlarına ve tercihlerine göre olduğu söyler. İlgili konu birbiriyle tezat hususları da içerebilir. Kur’ân’ın ilk inen ayetlerinde mesela şarabın (hamr) içilebileceği belirtilir, sonra bu yasaklanır. Bundan dolayı İslâm’da nasih ve mensuh diye bir ıstılâh vardır. Nesh var mı? Tanrı nesh etmiştir.
İslâm neden Batı’da müspet bir tasavvur olarak görülmüyor?
Belki de Müslümanların Avrupaî düşünce çarklarını ihtiva edememesinden. Mızrakları çuvala sığmıyor. Sorun, cehalet: Müslümanlar Hıristiyanlara karşı, Hıristiyanlar da Müslümanlara...
Le Point

[*] Rodinson, Maxime. Fr. La Fascination de l’Islamİslâm’ın Mirası - Batıyı Büyüleyen İslâm, 1983. Çev. Cemil Meriç, Pınar Yayınları, İstanbul.
Fransızcadan çev.: Ali Hasar
[1 Şubat 2014'te Heyula Eleştiri'de yayımlanmıştır.]

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder

2011–2017 idea, schola, zâhir âlem