26 Haziran 2019

Leo Schaya Üzerine

I Ching Heksagramları


Leo (Leonil) Schaya ya da Aryeh Lev, İsviçreli metafizikçi ve kabala müfessiri.

Schaya, Polonya kökenli Yahudi bir ailenin oğlu olarak, 1916'da İsviçre Basel'de dünyaya geldi. İbranice ismi Aryeh Lev'di ve ataları birer hahamdı. Polonya'dan İsviçre'ye göç etmiş ve buraya yerleşmiş bir aileye sahipti. Schaya, küçük yaşlarda metafizik ve ezoterik konulara ilgi duymaya başladı. Üniversitede İktisat üzerine eğitimi aldı. Schaya'nın kendi kendine öğrenme konusunda fevkalade bir istidadı vardı. Genç yaşlarından itibaren felsefe, ilahiyat, karşılaştırmalı dinler ve yabancı dil alanında kendini yetiştirdi.  

Sadece doğup büyüdüğü Yahudi tradisyonu üzerine eğilimi bulunmuyordu. Yeni-Platoncu düşünce, Tasavvuf ve Advaita Vedanta gibi sahalara da entelektüel ilgi duydu ve bu alanlarda çeşitli araştırmalar, okumalar yaptı. 

Bir arkadaşının vasıtasıyla, Basel'de Dinlerin aşkın birliği üzerine konuşmalar yapan Frithjof Schuon (İsa Nureddin) ile tanıştı ve bu karşılaşma, onun için hayatının kırılma noktası oldu. Frithjof Schuon'a intisap etti ve inisiyasyona (seyr u süluk) başladı. Müslüman olduktan sonra Sîdî Abdulkuddüs ismini aldı. Schuon'un yönlendirmesiyle Fas'a ve Cezayir'e gitti. Ölünceye dek Schuon'la dostluğunu ve ilişkisini korudu. Hayatı; Basel, Lozan, Amiens, Nancy ve Paris arasında geçti. Ana dili Almanca olmasına rağmen eserlerini Fransızca yazdı.

René Guénon'un kurduğu Études traditionnelles dergisine makaleler gönderdi. Daha sonraları Connaissance des religions (Jean Borella da yönetiminde bulunmuştu) adında bir dergiyi yayın hayatına geçirdi.

Connaissance des religions dergisinin ilk sayısında yer alan yazılar: (Haziran 1985)

Frithjof Schuon, Primauté de l'intellection

Léo Schaya, Monothéisme et religions asiatiques

Max Escalon de Fonton, Le Graal: de la Tradition primordiale au Christianisme

Jean Borella, Du non-être et du Séraphin de l'âme

Dr. R. Van Ex, De la Médecine traditionnelle amérindienne

***

Martin Lings, Seyyid Hüseyin Nasr gibi yazarlar eserlerinde Leo Schaya ile ilişki kurmaktadır. M. Lings'in On Birinci Saat kitabından bir pasaj:

"Yeni Ahid'de söylendiği şekilde Elijah veya Elias'ın (Hz. İlyâs) işlevine ilişkin bir makalede, Leo Schaya, 'babalar' ile 'oğullar' arasındaki ilişkinin, kişiden kişiye aktarılan dini öğretiyi yani 'geleneği' belirlediğine işaret ediyor ve ekliyor:

'Babaların kalbi' geleneğin özü, merkezi ve batıni yönü, manevi ve evrensel nüvesidir. O aynı zamanda kendisinden türeyen doktrinler, usuller ve tesirlerdir de. 'Çocukların kalbi' veya inananlar, bunların manevi kabulleridir (receptivity); kendilerine 'babaları' tarafından bağışlanmış batıni kabülleri (acceptance) ve algılamalarıdır (reception). İbranicede bu kabul ve algılama, İlyas'ın görünmez lider olduğu şeklindeki manevi geleneğe tamı tamamına tekabül eden Kabbala kelimesiyle ifade edilir. İlyas, bu aşağı aleme yalnızca ahir zamana doğru değil, göğe kaldırıldığından beridir her devirde iner; zira geleneğin kendi içinde ihya edilmesi gerekmektedir."*

(*) "The Eliatic Function", Studies in Comparative Religion, 1979, s. 15.
___________________________________
Eserleri:

La doctrine soufique de l'Unité (Sufi Tevhid Öğretisi, İnsan, çev. Mahmut Kanık, 2017)
L'homme et l'Absolu selon la Kabbale (Kabala'ya göre İnsan ve Mutlak)
Naissance à l'esprit
La création en Dieu

La doctrine soufique de l'Unité (Sufi Tevhid Öğretisi)

Allah'ın isimleri, Mutlak, Peygamber, Birlik ve sufi terminolojisine ait çeşitli kavramların metafiziğini yapan bu eser Schaya'nın ilk çalışmalarındandır. Kitap, ele aldığı konularda kelimelerin arkeolojisini yaparak işe başlar ve derinlere doğru ilerler. Schaya'nın zahir ve batından iki yönle ilerlediği bu eseri, üzerinde düşünülerek okunmayı gerektiriyor. 

Schuon bu eserinde; Frithjof Schuon, Titus Burckhardt, Michel Valsan, René Guénon gibi isimlerle alaka kurmaktadır.

La Création en Dieu: à la lumière du judaïsme, du christianisme et de l'Islam

"La Création en Dieu", Leo Schaya'nın vefatından (ö. 1985) önceki son çalışmasıdır. 

Schaya’nın üç bölümden oluşan bu çalışması Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslâm kaynaklarına dayanarak Yaratılışçılık temelli bir tema izliyor. Birinci bölümde İbrahimi dinlerde yaratılışçılığın veçheleri, Hıristiyan mistisizmi, Müslüman ezoterizmi, Ortaçağ Yahudiliğinde zahirilik ve felsefe, Skolastik yaratılışçılık; ikinci bölümde Evrensel nedensellik, yaratılışın sırrı, İncil’in ilk bölümlerine giriş, insanın yaratılışı, yedinci gün, altı günde yaratılışın hermenötik yorumu; üçüncü bölümdeyse Adem'in düşüşü, Tanrı'ya dönüş, manevi fetih, Apokalips gibi meseleler ele alınıyor. İncil, (Kabala gibi) Yahudi din geleneği kaynakları, Muhyiddin ibn Arabi, İbn Ataullah el İskenderi gibi İslam düşüncesinde başat rol oynamış isimlere yapılan atıflarla ve diğer sufi unsurlarıyla sıradışı bir eser olan "La Création en Dieu"; Dinler tarihi, Karşılaştırmalı ilahiyat ve felsefe çalışmalarında önemli bir kaynak olabileceği hasebiyle de ilgiye mazhar bir yönü içinde barındırıyor. Çok zengin kaynaklarla harmanlanmış bu eserin mana aleminde bir ses bulabilmesi adına Türkçeye kazandırılması hiç şüphesiz yerinde olacaktır.

24 Haziran 2019

İsveç'te Metafizik Yapmak — Ivan Agueli

Paul Klee, Ad marginem (detail), 1930. Courtesy Kunstmuseum Basel Bequest of Richard Doetsch-Benziger, Basel 1960 © Paul Klee. Photo: Kunstmuseum Basel, Martin P. Bühler Ivan Aguéli, Afrikanskt landskap (detail), ca 1914 
© Ivan Aguéli. Photo: Moderna Museet



René Guénon'un müslüman olup Şazeli tarikatine girmesine vesile olan İsveçli ressam Stockholm'a 129 km. uzaklıktaki Sala adlı küçük bir şehirde 24 Mayıs 1969'da doğdu. 1889 yılında resim yapmaya başladı. Resimleri İsveçli büyük ressamlar tarafından beğenildi. Bunun üzerine 1890'da Paris'e gidip Emile Bernard'ın atölyesinde çalışmaya başladı. Bu sırada Teosofi Cemiyeti'ne (Société Théosophique) girdi. "Anarşizm" mensuplarıyla yakından münasebetlerde bulundu. 1892'de teozof, şair ve sosyalist Marie Huot adlı bir kadınla dost oldu. Polis tarafından aranan bir "anarşizm" mensubunu evinde barındırdığı için tutuklandı ve aylarca hapiste kaldı. Hapishanede Arapça, İbranice ve Maleyza dilini öğrendi. Dil öğrenmeye fevkalade bir istidadı vardı. Hapisten çıkınca 1894-1895 yıllarında Mısır'a gitti. Peyzaj resimleri ve insan başı krokileri yaptı. 1895'te Paris'e döndü. Şark dilleri ve medeniyetlerini incelemeye başladı. Écoles des langues orientales'de (Şark Dilleri Okulu) klasik Arapça, halk Arapçası ve Hintçe tahsil etti. École pratique des Hautes Études'de Sanskritçe öğrendi.

Şark Dilleri Okulu'ndaki Arapça hocası, derslerinde meşhur sufi şairlerden İbn Farız'ın (ö. 1235) tasavvufi kasidelerini şerh eden Derenbourg, ressam Agueli'nin İslam'ı ve İslam tasavvufunu tanımasında ister istemez yardımcı oldu. 1897 yılında müslüman oldu. 1898 yılında Budizm'e alaka duymaya başladı. Hindistan'a giderek orada 9 ay kadar kaldı ve tekrar Paris'e geldi. 1902'de Revue Blanche adlı dergide "İslam hakkında notlar" başlıklı bir yazı dizisine başladı, fakat tamamlayamadı.

1901 yılında Enrico Insabato adlı genç bir İtalyan doktorla tanıştı. İkisi de doğuyu ve batıyı fikren birbirine yakınlaştırma düşüncesindeydiler. İkisi birlikte 1902'de Mısır'a gittiler. Arapça-İtalyanca Il Commercio Italiano ve Il Convito adlı iki gazetede İslam tasavvufundan İtalyanca tercümeler ve birçok makale yayımladı. 1907 yıllarında Mısır'da Ezher ulemasından Maliki fakihi ve Şazeli tarikati şeyhi Abdurrahman İliş el-Kebir ile tanıştı. Ona intisap ederek Abdülhadi adını aldı. Şeyhi onu kendisine mukaddem (halife) tayin etti. Mısır'da daha başka kimselerle ve Senusiyye tarikatının üçüncü postnişini Şeyh Ahmed Şerif b. Muhammed es-Senusi (ö. 1933) ile de tanıştı. Bu şeyh kendisine İtalyanlarla münasebetini kesmesi tavsiyesinde bulundu.

1909'da tekrar Paris'e döndü. Kulakları çok ağır işitmeye başlamıştı. 1910 yılı sonlarında René Guénon'la tanıştı. O sırada R. Guénon La gnose (İrfan) dergisini idare ediyordu. Bu dergide 1910-1912 yılları arasında Abdülhadi'nin İslam tasavvufundan tercümeleri ve makaleleri yayımlandı. Tahminen 1911-1912 yıllarında Guénon müslüman oldu ve Abdülhadi vasıtasıyla Abdurrahman İliş el-Kebir'e (ö. 1930) intisap ederek Şazeli tarikatine girdi.

Abdülhadi 1913-1914 yıllarında tekrar Mısır'a gitti. 1915 yılı içinde İngilizler, ne olduğu bilinmeyen sebeplerden dolayı onu Mısır'dan kovdular. Oradan İspanya'ya gitti. Artık kulakları hiç işitmiyordu. Orada resimle meşgul oldu, tablolar yaptı. Barselona yakınlarında 1 Ekim 1917 tarihinde lokomotif altında kalarak vefat etti.

Yaptığı bütün tabloları İsveç'e annesine gönderildi. Bunlar Stockholm Milli Müzesi ve Gottenbourg Müzesi'nde sergilenmektedir. Abdülhadi ressam olarak imzasında Ivan Agueli adını kullanıyordu. İsveç'te modern resim sanatının önde gelen isimlerinden biri olarak tanınmaktadır.  

Hayvanlara karşı aşırı derecede bir sevgisi vardı. Bu sevgi ona, Güney Fransa'daki bir boğa güreşinde matadora tabancayla ateş açmasına sebep olmuştu. Paris'te Ermeniler'in Türkler aleyhinde tertiplediği bir gösteriye, üstünde bir cellabe ve fesle dinleyici olarak katılmıştı. "Hakikat adına söz istiyorum" diyen, fakat konuşmasına mani olunan, sonradan bir Türk doktoru olduğunu öğrendiği bir kimsenin galeyana gelmiş topluluk tarafından tartaklanıp dövülmesine engel olmak istediği için dövülmüştü. Çok iyi derecede Arapça bildiğini, "Arapça öğrenmeden önce dünyanın en aptal insanı olduğumu şimdi anlıyorum" dediğini biyografisini yazanlar söylemektedirler.

1907 yılından itibaren Avrupa'da İslam tasavvufu ve İbn Arabi mütehassısı olarak tanınmıştır. Batıda İslam tasavvufuna intisap edenler arasında ilk sırada kendisinden söz edilen bir kimsedir. Mutasavvıf ve mütefekkir René Guénon onun vasıtasıyla müslüman olup Şazeli tarikatine girdiği için, entelektüel seviyede İslam tasavvufunun ve İbn Arabi ekolünün batıda tanınmasında mühim bir rol oynadığı anlaşılmaktadır. Hakkında İsveç dilinde şu iki eser yayımlanmıştır: Axel Gauffin, Ivan Aguéli, Stockholm, 1940; Torbjörn Safve, Ivan Aguéli: en Roman om Frihet, Stockholm, 1976.

Ivan Aguéli & Paul Klee: 

https://www.modernamuseet.se/stockholm/en/exhibitions/klee-agueli/biografi-ivan-agueli/

____________________________________

Mustafa Tahralı, Çağ ve Hakikat: René Guénon'dan Seçme Makaleler ve Yorumlar içinde
s. 75-77, Kubbealtı, 2018.


15 Haziran 2019

Andrey Platonov'un Maksim Gorki'ye Mektupları

Aleksey Savrasov, Ekin Kargaları Döndü, 1871.

A. M. GORKİ'YE
19 Ağustos 1929, Moskova

Sayın Aleksey Maksimoviç,[1]

İki ay önce sizi ziyarete gelmiştim. Şimdi sizden romanımın[2] elyazmalarını okumanızı rica ediyorum. Romanımı basmıyorlar ("Federasyon Yayınevi" basmayı reddetti), devrimin romanda doğru tasvir edilmediği, eserin karşıdevrimci bir roman olarak dahi anlaşılabileceği görüşündeler.[3] Bense üzerinde çalışırken tamamen farklı hisler beslemiştim, şimdi gerçekten ne yapacağımı bilemiyorum. Sizden elyazmalarını okumanızı rica ediyorum. Eğer uygun görürseniz yazarın kötü bir niyeti olmadığını, komünist toplumun ilk yıllarını dürüstçe tasvir etmeye çalıştığını iletmenizi sizden rica ediyorum.

Saygılarımla,
Andrey Platonov

Adres: Moskova, 57, Şukinskaya, No: 14. Pustovalova'nın dairesi.

****

A. M. GORKİ'YE
12 Eylül 1929, Moskova

Saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Yaklaşık olarak bir ay önce size romanım Çevengur'u göndermiştim. O zaman seyahate çıkıyordunuz. Geri döndüğünüzü öğrendim.

Sizden romanımı okumanızı[4] ve basılması konusunda yardımcı olmanızı rica ediyorum; tabii romanın basılmayı hak ettiğini düşünmeniz durumunda.

Saygılarımla,
Andrey Platonov

Adresim: Moskova, Varvarka, Pskovski, No: 13, oda 4

****

A. M. GORKİ'YE
21 Eylül 1929, Moskova

Aleksey Maksimoviç,

Mektubunuz ve Çevengur adlı romanımı okuma teveccühünde bulunduğunuz için size minnettarım. Bana bir keresinde minnettarlık gerektiren herhangi bir şey olmadığını, hepimizin kolektif bir işe, Sovyet edebiyatına hizmet ettiğimizi söylemiş olmanıza rağmen size minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Birçok insan kolektivist bilince sahip, ancak içlerinden çok azında kolektivist hissiyat ve eylem var. Bu yüzden böylesi maalesef nadir görülen bir anlayışa sahip olduğunuz için de teşekkür ederim. Belki de çok yakında, Sovyetler Birliği'nde karşılıklı arkadaşlık hissiyatı "somutlaşır", böylesi daha güzel olacaktır. Yazdıklarım bu fikre adanmış şeylerdi, basılamayacak olmaları tam da bu yüzden ağır geliyor.

Eğer teknik anlamda zor değilse (çünkü bir hayli ağırdı elyazmaları) sizden elyazmalarını bana iade etmenizi rica edeceğim, ya da evde de bırakabilirsiniz, evde en fazla bulunan görevliye benim alacağımı söylerseniz, ben de gelip alabilirim.

Derin saygılarımla,
Andrey Platonov

Adresim: Moskova, Varvarka, Pskovski, No: 7, oda 4 [5]

****

A. M. GORKİ'YE
24 Haziran 1931, Moskova

Çok saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Krasnaya Nov dergisinin üçüncü sayısında çıkan "İlerisi İçin" adlı uzun öykümün Pravda ve İzvestiya gazetelerinde ve birtakım dergilerde sert eleştirilere maruz kaldığını biliyorsunuzdur.

Bu mektubu size şikâyet bildirme amacıyla yazmıyorum, şikâyet edebileceğim herhangi bir şey yok. Ben sadece size, sadece fikirleri benim için önemli olan birine, bir yazara, ülkede edebiyatla ilgili sorunlar üzerine son sözü söyleyen kişiye bir sınıf düşmanı olmadığımı, "İlerisi İçin" adlı eserim dolayısıyla dilim ne kadar yansa da, bir sınıf düşmanı olamayacağımı, benden bir sınıf düşmanı yaratamayacaklarını, çünkü işçi sınıfının benim vatanım olduğunu, geleceğimi de proletarya ile sıkı sıkıya bağlı gördüğümü ifade etmek isterim. Bunu kendimi savunmak için değil, meselenin özü böyle olduğu için söylüyorum. Yürekten bağlı olduğum halde mensubu olduğum sınıf tarafından dışlanmak, kendimi yabancılaştırmaktan, başımı eğip bir köşede oturmaktan daha acı verici.

Şimdi bana kimse inanmıyor, bu güvensizliği kendim hak ettim. Ama herkesin bana güvenmesini çok isterdim; sadece tek bir konuda, sınıf düşmanı olmadığım konusunda bana güvenmelerini çok ama çok isterdim.

"İlerisi İçin"i bitireli bir yılı geçiyor, on-on iki günlük bir süre zarfında yazıp tamamlamıştım.. Buradan bakınca olumsuz nitelikleri birtakım teknik özellikleriymiş gibi görünüyor. İdeolojik zararı ise, ki meselenin özü bu, öznel sebeplerle ortaya çıkmış değil. Ama bunu söyleyerek, sorumluluktan sıyrılmaya çalışmıyorum, öykümün zarara neden olduğu konusunda ben de yayımlanan eleştiri makaleleriyle hemfikirim. Ne olduysa iyi niyetimden oldu; iyi niyet bilindiği üzere en karanlık yolların üzerine döşelidir. Tekrar söylüyorum, "İlerisi İçin" öykümden doğan sorumluluğumdan sıyrılmaya çalışmıyorum. "İlerisi İçin"i yazmam dolayısıyla yarattığım zararı ileride yazacağım eserlerle kapatacağım.

Aleksey Maksimoviç, özel olarak size iletmek istediğim bir husus var. Farklı yayınlarda çok kere çok sinsi olduğum, bazı basit, inanmış insanları aldattığım konusunda birtakım şeyler yazıldı. Size o "bazı" insanların sayısının bir düzineyi geçmediğini, çoğunun benden yaşlı ve tecrübeli, birçoğunun da itibarlı edebiyatçılar (benden çok daha fazlasını yapmış kişiler) olduklarını söylemek istiyorum. Elyazması sekiz-on ay boyunca zor bir yol aldı, kökten değişime uğradı, yeniden üzerinde çalışıldı. Tüm bunlar editörlerin yönlendirmeleri sonucunda oldu. "İlerisi İçin"in sanatsal nitelikler bakımından ikinci sınıf bir eser olduğunu bilsem de farklı farklı editörler beni bile hayrete düşürecek denli değerler atfettiler öyküye. Şimdi şimdi bu editörlerin işlerinde yetkin olmayan kimseler olduğunu anlıyorum. Ancak o zaman bunu anlamam o kadar kolay değildi. Bir yayın kurulu üyesi bana "Bir klasik yazmışsın, uzun yıllar boyunca yaşayacak" bile dedi.

Mutlulukla çok sık karşılaşmam, özellikle edebi yaşamımda, tam da bu yüzden başka editörler de öyküme bu denli değer atfettiklerinde (elbette yukarıda alıntıladığım gibi aptalca olmayan sözlerle) mutlu olmuştum. Ancak aklım da beni uyarıyordu, bu kadarı da fazla olmalı diyordu. Şimdi başarının o nadir tatminine teslim oluşuma ve inanışıma hayıflanıyorum. Kendim değerlendirmeliydim herkesten çok.

İşte böylece bu bir düzine kişiyi birbiri ardınca tanıdım. Ama onları aslında ben aldatmadım Aleksey Maksimoviç, öykü "aldatıcıydı" ve sınıfsal anlamda da düşmanca. Bu on iki kişinin benimle birlikte "İlerisi İçin" adına sorumlu olduklarını ve cezalarını çekmeleri gerektiğini iddia etmiyorum. Ne sorumlulukları olabilir ki? Hiçbir editörün ideolojik ve sanatsal düzlemde "İlerisi İçin" kadar fırtına koparacak bir eser kaleme alıp sonra da ortalıktan kaybolabileceklerini sanmıyorum ben.

"İlerisi İçin"in yazarı benim ve yazmış olduğum bu öykünün sorumluluğunu da tek başıma taşıyorum; imkân verilirse bu öykünün yarattığı etkiyi yeni bir öyküyle ortadan kaldıracağım. Editörlerin ellerinde bir tek benim işim yoktu, onlar da hata yapabilir elbet, ancak tutup da benim onları oyuna getirdiğimi söylemesinler. Bazılarına bundan böyle saygı duymuyorum, sırf bu yüzden.

Benim tarafımdan bilinçli bir şekilde söylenmiş, sinsi bir yalan varsa ortada, o zaman da şöyle komik bir vaziyetle karşı karşıyayız demek ki: Madem bu on iki editörü birden kandıran insan bunu yapmayı başarabilmiş, onu kimsenin aldatamayacağını varsaymak ve editör yapmak akıllıca değil mi!..

Sizin bana inanmanızı diliyorum. Sınıf düşmanı yaftasıyla yaşayamam, sadece ahlaki açıdan değil, pratikte de, yaşayamam işte. Hoş, sadece bedenini "pratikte" yaşatmak da günümüzde zararlı ve lüzumsuz bir iş zaten.

Eğer benim durumumla ilgili herhangi bir şey sormak isterseniz, eğer yazılması gerekenleri yazmayıp gevezelik ettiğimi düşündüyseniz, daha ayrıntılı bir mektup yazabilirim.[6] 

En derin saygılarımla,
Andrey Platonov

Adres: Moskova, Hudojestvennıy Teatr Geçidi, No: 2/14

Andrew Wyeth, Winter, 1946.
























****

A. M. GORKİ'YE
26 Haziran 1932, Moskova

Çok saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Size bu mektubumla beraber Yüksek Gerilim adlı piyesimi ve eski Korş Tiyatrosu'nun hudpolitsovetinin[7] protokolünü gönderiyorum. Size gönderdiğim elyazması, piyesin tiyatronun da onay verdiği dört varyantından biri, bana kalırsa bu varyant içlerinde en iyisi değil ancak en kısası olduğu muhakkak.

Başka bir çıkış yolum olsa, sizi okuma ricasıyla yormak istemezdim. Ancak her yolu denedim. Geçmişte yaptığım büyük edebi hatam yüzünden hiçbiri sonuç vermedi.

Durum böyle. Hudpolitsovet üyeleri, işçiler beni destekliyorlar ama repertuar birimleri çalışanları piyesin akıbetine dair bir şey söylemiyorlar, bu nedenle tiyatroya olumsuz anlamda etki eden bulanık bir atmosfer yaratıyorlar.

İnsanlar belli ki üzerlerine sorumluluk almaktan çekiniyorlar ya da kendi yetilerine güvenmiyorlar. Bana kalırsa sorumluluktan kaçıyorlar, neden olduğunu da çok iyi biliyorum.

Tiyatro müdürü de bu durum karşısında sürekli tereddüt içinde. Bir taraftan da piyesi Ekim'e[8] yetiştirmeye çalışıyorlar, bir gün dahi kaybedilmemeli.

Sanıyorum 1928 yılında bana piyes yazmamı salık vermiştiniz. Bunun doğru olduğunu anladım, bu yüzden birkaç tane yazdım. Bunun yanında düzyazıyı da bırakmadım, hâlâ da yazıyorum çünkü ancak aralıksız olarak çalışırsam hatalarımı telafi edebileceğimi düşünüyorum.

Eğer siz piyesin iyi yönlerinin kötüleri kapattığına kanaat getirirseniz, bunu tiyatroya ileteceğim, piyes de sahneye konacaktır.

Siz piyesin kötü olduğu hükmüne varırsanız, yine tiyatroyu bundan haberdar edeceğim, piyesi de geri çekeceğim.

En derin saygılarımla,
Andr. Platonov

Kurşunkalemle yazdığım için beni affedin, mürekkep bu kâğıt üzerinde dağılıyor. Piyes hakkındaki fikrinizi yazılı halde alabilirsem, her iki durumda da tiyatroya gösterme olanağı bulabilirim.

Adres: Moskova, Tverskoy Bulvarı, No: 15/27

****

A. M. GORKİ'YE
23 Mayıs 1933, Moskova

Çok saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Sizden görüşmemiz için bana bir tarih vermenizi ve yer tayin etmenizi rica ediyorum, eğer elbette sizin için bir mahsuru yoksa.

Fazla zamanınızı almayacağım.

Sizden günün birinde bir Sovyet yazarı olma ihtimalimin olup olmadığını öğrenmek, bu konuda tavsiye almak istiyorum.[9]

Genellikle başıma gelen belaları kendim defederim, zor zamanlardan kendi başıma çıkabilirim, ancak zaman geliyor, tüm zorlamalarıma rağmen bu çabalar bir sonuç vermiyor, özellikle emek verme ve uzun süre sabretmenin doğal sonucuyla, yani çıkışı olmayan bir yolla karşı karşıya kalındığında.

Andrey Platonov

Adres: Moskova, 9, Tverskoy Bulvarı, 25/27

****

A. M. GORKİ'YE
12 Temmuz 1933, Moskova

Çok saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Bundan bir ay önce size postayla edebi işlerimin akıbeti hakkında görüşme talebimi ilettiğim bir mektup göndermiştim.

Mektup muhtemelen elinize ulaşmadı ya da anlaşılabilir sebepler yüzünden cevaplamaya vakit bulamadınız. Bu mektupla size küçük bir öykümü gönderiyorum, sizden ricam okumanız ve basılması için bir yerlere göndermeniz (bir dergiye ya da On Altıncı Yıl Almanağı'na), eğer gönderdiğim öyküyü basılmaya değer bulmazsanız, sizden bana geri göndermenizi rica ediyorum.

İşin aslı şu ki, sizin yardımınız olmadan hiçbir eserimin basılması mümkün görülmüyor, sadece sizin yardımınız basılmalarını mümkün kılabilir. Koşullar böyle olmasaydı asla sizi zor durumlara düşürmezdim.

Tüm sadakatimle,
Andr. Platonov

Adres: Moskova, Tverskoy Bulvarı, No: 25/27

****

A. M. GORKİ'YE
13 Temmuz 1933, Moskova

 Aleksey Maksimoviç,

"Şiş ve Nokta Hakkında" adını taşıyan makalenizde şöyle yazmışsınız: "Şimdilerde Moskova çevresine Moskova-Volga Kanalı inşaatında çalışan binlerce işçi için barakalar yapılıyor. Bu ise türlü türlü binlerce insan demek, üzerinde çalışmak için muhteşem bir malzeme. Gelin görün ki kalem kardeşliğimizin mensuplarının bu zengin malzemeyi ne kadar değerlendirebileceklerine dair derin şüphelerim var."

İki-üç hafta önce tam da bu konuyu yoldaş Averbah'a yazmıştım. Belomorstroy[10] ya da Moskova-Volga üzerinde çalışıp bir kitap yazabilmem için imkân sağlaması konusunda ondan yardım istemiştim. Elbette bir izin niteliğinde değildi bu (yasak mı ki oralara gitmek?), kendi başıma da "üstesinden gelebilirdim", en azından elyazmalarımın hiç olmazsa birkaçı basılmış olsaydı hayatta kalmak için maddi birikimim olurdu. Bu meselelere ilgim iki hafta önce başlamış değil, çok daha eskilere uzanıyor. Hatta birkaç yıl öncesine kadar ben kendim onlardan biriydim, bu türden işlerle geçiniyordum (elbette ölçek olarak bu işlere denk tutulamazdı, eğitim anlamında da değil tabii).

Bu mektubun amacı "kalem kardeşliği mensuplarına" dair düşüncelerinizi tersyüz etmek değil kesinlikle, sadece sizden bu işi üstlenmede Fabrikaların Tarihi serisi[11] ya da başka bir yol vasıtasıyla bana fırsat vermenizi rica ediyorum.

En derin saygılarımla,
Andr. Platonov

Adres: Moskova, Tverskoy Bulvarı, No: 25/27

****

A. M. GORKİ'YE
20 Eylül 1933, Moskova

Aleksey Maksimoviç,

Yazın başında size bir mektup yazmıştım. Bu mektup size ulaşmamış olmalı ki cevap yazmadınız.

Yazarlar Birliği Organizasyonu Komitesi Başkanı olmanız dolayısıyla sizden edebiyatla ilgilenebilmemi sağlamanız için yardım istiyorum. İki yıl altı aydan beri eserlerimi basmıyorlar. Aksi gibi bu süre içerisinde de hiç durmadan yazdım. Ancak elyazmalarımın basımı sürekli ertelendi ve erteleniyor, bunun nedeni kısmen hâlâ o karanlık algıdan kurtulamamış olmam, kısmen de otomatik olarak reddedilmem. Tüm bunlar olup biterken kimse benimle konuşmuyor bile şu aralar; eserlerim günahkâr diye kilitli sandıkların içinde çalışıyorum. Hepsinin temelinde de iki buçuk yıl önce "İlerisi İçin"in yayınlanması yatıyor.

Eğer siz diğerleri gibi benim çarmıha gerilmemi istemiyorsanız, lütfen bana yardım edin. Fiziksel olarak yaşamımı devam ettirebilmem ve çalışabilmem için gerekli bu. Bu yardımı mümkün olan en hafif ve yeterli haliyle şöyle gerçekleştirebilirsiniz:

Öncelikle Yüksek Gerilim adlı piyesimin hiç olmazsa küçük bir tiyatroda (mesela Zavadski'nin tiyatrosunda) sahneye konmasına yardımcı olabilirsiniz (siz bu piyesi geçen sene okumuştunuz, değerlendirmeniz de sahneye çıkabilecek nitelikte olduğu yönündeydi; piyes eski Korş Tiyatrosu işçi kolektifinden ve oyuncularından oldukça güzel eleştiriler aldı).

İkinci konu öykü ve uzun öykü derlememin yeniden basılması (içindekiler ideolojik açıdan onaylanmış eserler). Şu ara birçok kitabı yeniden basıyorlar ancak benim kitaplarımı kimse tekrar basmıyor.

"Şan şöhret" için gerekmiyor tüm bunlar bana, hayatıma devam edebilmem için gerekli. Hayatımın devamının da Sovyet edebiyatı için bir fayda sağlayacak olması dolayısıyla gerekli olduğunu düşünüyorum (otuz üç yaşındayım, bugüne kadar yazdıklarım -yüz sayfa düz yazı- sadece hazırlık aşamasındaki işler, bir nevi öğrenci işleri ya da hata karalamalarından ibaret).

Bu mektubun ısrarcı tonunu mazur görmenizi rica ederim ve yazıldığı halinden farklı bir şey ifade etmediğini bilmenizi isterim.[12]

En derin saygılarımla,
Andrey Platonov

Adres: Tverskoy Bulvarı, No: 25/27

****

A. M. GORKİ'YE
19 Şubat 1934, Moskova

Çok saygıdeğer Aleksey Maksimoviç,

Bu mektupla size "Çöp Rüzgârı" adlı öykümü gönderiyorum. Öyküyü basılmaya uygun bulmanız halinde On Altıncı Yıl Almanağı'na dahil etmenizi sizden rica ediyorum.

Sizinle aracısız iletişim kurma cüretim, içinde bulunduğum ağır durumdan ve sizin her şeyi gerektiği şekilde anlayacağınıza dair inancımdan ileri geliyor. Bıktırıcı olmaktan özellikle endişe ediyorum.

Eğer öyküyü kötü bulursanız bana geri göndermenizi rica edeceğim, tarafımca ortadan kaldırılacaktır.[13] En samimi duygularımla,

Andrey Platonov

Adres: Tverskoy Bulvarı, No: 25/27

___________________________________

Andrey Platonov, Birbirimiz İçin Yaşayacağız, Mektuplar 1920-1950
çev. Erdem Erdinç, Metis, Ocak 2018
___________________________________

[1] Maksim Gorki'nin gerçek adı Aleksey Maksimoviç Peşkov'dur. Çağdaşları hitap ederken genellikle gerçek adını ve baba adını kullanıyorlardı.

[2] Söz konusu roman Çevengur'dur.

[3] KGB'nin öncülü OGPU'ya 13 Ocak 1932 tarihinde kitap hakkında iletilen rapor şöyleydi: "... en başından belirtmek gerekir ki, roman partiye uzak duruyor, hangi fraksiyona dahil olduğunu tespit etmek zor, bu kadar basit bir konu için bile fraksiyonunun tespit edilememesi utanç verici derecede zayıf olduğunun, yazarının eserin başından sonuna karşıdevrimci tutum takındığının göstergesi. Çivingur [sic] romanı öylesine karakteristik karşıdevrimci özellikler taşıyor ki, 100 kopya basıp yoldaş Stalin dahil şeflerimize göndermek istedik. Nadir görülür keskinlikte ve nadir görülür zararda bir eser. Ayrıca bu eserin basılmamış hâliyle dahi birtakım skandallara gebe olduğunu da belirtmek gerek. Yapılabilecek en iyi şey romanın haklarını yazarından satın almak ve bir on yıl kadar bekletmek. PLATONOV, tekrar ediyorum, iflah olmaz bir muhafazakâr ve kesinlikle bizden biri değil."

[4] Gorki seyahatten döndükten sonra romanı okumuş, 18 Eylül'de de aşağıdaki mektubu yazmıştır:

"Yetenekli bir insansınız, bunda şüpheye mahal yok, şüphesiz kabul edilebilecek bir başka gerçekse özgün bir diliniz olduğudur. Romanınız olağanüstü ilgi çekici, teknik eksikliği ise gereksiz uzunluğu, diyalogların fazlalığı, olay örgüsünün kapalılığı, fazlaca üzerinden geçilmiş olması. Bunu özellikle romanın ikinci bölümünde fark etmek mümkün.

İşinizin tartışılmaz yetkinliği bir yana, basılabileceğini düşünmek bir hayli zor. En önemli engel anarşik düşünce yapınız, belli ki bu 'ruhunuzun' doğasında olup biten bir şey. İsteseniz de istemeseniz de bu böyle; lirik-satirik bir karakteri tüm yönleriyle aydınlatmışsınız, bu da bizim sansür kurulunun hoşuna gitmemiş belli ki. Tüm karakterlere karşı ne kadar zarif bir tutum içinde olursanız olun, son hatları bir ironi ile çizilmiş sanki, okur karşısında devrimci diye 'çatlakları' ve 'yarım akıllıları' görüyor. Bunun bilinçli olarak yapıldığını sanmıyorum ama yapılmış bir kere, okurda bu izlenimi bırakıcaktır, en azından ben böyle düşünüyorum, belki de yanılıyorumdur.

Şunu eklemeliyim:  Günümüz editörleri arasında sizin romanınızı gerektiği gibi değerlendirecek bir editör olduğunu sanmıyorum. Bunu yapsa yapsa A. K. Voronski yapabilirdi, ancak bildiğiniz gibi 'bu işlerden' elini eteğini çekti. 

Tüm söyleyebileceklerim bunlardan ibaret, maalesef başka bir şey söyleyemiyorum. ... Elyazmalarını nereye göndereyim?"

[5] Bu mektubu aldıktan sonra Gorki'nin Platonov'a yardım etmeye karar verdiği sonrasındaki mektuplaşmalardan ya da gelişen olaylardan takip edilebiliyor. Gorki Moskova Akademik Sanat Tiyatrosu (MHAT) yönetimiyle konuştuğunu ve Çevengur'un belirli bölümlerinin komedi olarak sahneye konulabileceğini söylüyor: "Ruh hâliniz, benim algılayabildiğim hâliyle Gogol'unkiyle bir tür akrabalığa sahip. Bu yüzden şansınızı komedide deneyin, dramda değil. Dramı kendi zevkiniz için yazın. Hiçbir zaman sinirlenmeyin, kızmayın..." Platonov, Gorki'nin tavsiyesi üzerine romanın elyazmasını tiyatroya götürür ancak tiyatro bir oyun olarak aynı tadı veremeyeceğini gerekçe göstererek oyunu sahneye koymaz. (N.K.)

[6] Maksim Gorki, bu mektuba cevap yazmamıştır. (N.K.)

[7] "Hudpolitsovet" Rusça "politik sanat birliği" anlamına gelen kelimelerin hecelerinden türetilmiş bir addır. 1930 yılı itibariyle her tiyatronun bünyesinde bir hudpolitsovet oluşturulmuştu. Amaçları rekonstrüktif dönemde tiyatro oyunlarının ideolojik görevlerini yerine getirip getirmediklerini denetlemekti. 

[8] Ekim Devrimi'nin 15. yıldönümü.

[9] 1933 yılının başından itibaren Sovyet Yazarlar Birliği'nin büyük kurultayı için hummalı bir çalışma yürütülmeye başladı. Bu çalışma kapsamında yeni projeler, yarışmalar ve edebiyat etkinlikleri düzenleniyor, çeşitli komisyonlar kuruluyordu; Maksim Gorki'nin başında bulunduğu bu birliğin hiçbir faaliyetinde Andrey Platonov'un adı geçmiyordu. (N.K.)

[10] Beyazdeniz ile Baltık Denizi arasındaki kanalın inşa projesine verilen ad.

[11] Gorki'nin inisiyatifiyle 1931 yılında başlatılan, ülkedeki fabrikaların tarihine dair kitaplardan oluşan eseri.

[12] Mektup Maksim Gorki tarafından cevapsız bırakılmıştır.

[13] Mektup Maksim Gorki tarafından cevaplanmıştır. Öyküyü okuyan Gorki basılmasının mümkün olamayacağını, kendisinden daha iyi öyküler beklediğini yazmıştır. 

2011–2020 idea, schola, zâhir âlem