26 Kasım 2017

Semih Kaplanoğlu — Buğday



Yaşlı bir derviş evime gelip benimle görüşmek istedi. Uzun süre konuştuk. Konuştukça normal hayattaki tüm dürtülerden farklı bir deneyim yaşamaya başladım. Derviş gittiğinde bu deneyim yok oldu. Böylece neyi aradığımı anlamıştım...

Bilmek, hiçbir düşünce olmadan sen ve bilmek istediğin şey arasında doğrudan gerçekleşir ve kendini olduğun gibi görürsün, olmak istediğin gibi değil.

Meetings with Remarkable Men


Aslından uzaklaşan her canlı, uzaklaşması ölçüsünde aslına dair bilgisini kaybeder. 

Fütûhat-ı Mekkiyye, İbn Arabî

— 

Mûsâ süreyi tamamlayıp ailesiyle yola çıkınca, Tûr tarafında bir ateş görmüş ve ailesine, "Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm, (oraya gidiyorum). Umarım oradan size bir haber ya da ısınmanız için ateşten bir kor getiririm" dedi. Mûsâ, ateşin yanına gelince o mübarek yerdeki vadinin sağ tarafındaki ağaçtan şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ! Şüphesiz ben, evet, ben âlemlerin Rabbi olan Allah'ım."

Kasas, 29-30.

— 

Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: "Ey Mûsâ!". "Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ'dasın."

Tâhâ, 11-12.

Genç bir keşif erinin hikâyesinin anlatıldığı Ivan'ın Çocukluğu'nda (1962) revizyonist savaş alegorisiyle Tarkovski rüya ve gerçekliğin ayrımını muştular. Yönetmenin ilk dönem çalışmalarından olan film, daha sonraki Nostalghia ve Stalker gibi yapımlarda düş, rüya ve gerçeklik ayrımının zorlaştığı kompozisyonlardan sıyrılır. Düşsel tekstlerin ele alındığı bu yıllarda Fransız bilim-kurgu sinemasının başat yönetmenlerinden olan Chris Marker'ın La Jetée'sindeki (1962) tasarı ve arzu ampirik bilgiyle destekleniyor, böylelikle Truffaut ve Godard'dan bu veçhesiyle farklı bir mevzi kazanıyordu. Guy Debord, Critique de la Séparation'da (Ayrışmanın Eleştirisi) şöyle der:

Unutulamayanlar rüyalarda yeniden ortaya çıkar. Böyle bir rüyanın sonunda, yarı uykuluyken, olaylar kısa bir süre daha gerçek sanılır. Sonra verdikleri tepkiler belirginleşmeye başlar, daha açık, daha makul; pek çok sabah olduğu gibi... Sonra da tamamen yanlış olduğunun farkına varılır. "Sadece rüyaydı." denir, yeni gerçekliklerin aldatıcı olduğu ve onlara dönülemeyeceği anlaşılır. Hiçbir şeye tutunamazsınız. Bu rüyalar, azmedilememiş geçmişin parlamalarıdır; karmaşa ve şüphe içinde yaşanmış zamanları aydınlatan parlamalar, gerçekleştirilmemiş gereksinimlerimizin körelmiş bir ifşasıdırlar.

Kaplanoğlu'nun yeryüzündeki bozulmuş yaşamda tohumların sürdürülebilirliği çevresinde mayalanan satır başından iki insanın yolculuğuna doğru sürüklenen teması, belirsiz-zaman ya da zamanlar-üstü (métahistorique) diyebileceğimiz bir âlemde şimdide/anda konumlanır. Yönetmenin, tartışmalar koparılan distopik/apokaliptik söylemlerin ötesinde yer aldığı belirtilebilir. Filmde tohum merkezli arayışlarla distopik diskura açık kapı bırakılsa da Buğday'da ideal bir düzen kaygısı bulunmamakta, bilakis insan-merkezli bir seyir baskın olmaktadır. Özellikle Angelopoulos'taki uzak-çekim formlar, Béla Tarr'daki siyah-beyazlık ile nötrleştirilen karakterler, diyalog azlığı Kaplanoğlu'nda hayal/rüyanın güçlü yorumu ve mekanlar-ötesinin kendine çeken gizemleriyle bezenir. Karakter şimdidedir ve bu şimdi sonsuzdur.

Sen her göz açıp kapamada ölüyor, diriliyorsun. Mustafa "Dünya bir andan ibarettir." buyurdu.

Bizim fikrimiz havada bir oktur. Havada nasıl durur? Allah'a gelir. Her nefeste dünya yenilenir. Fakat biz, dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz. 

Ömür su gibi yeniden yeniye akıp gider. Fakat cesette bir daimilik gösterir. 

Elinde hızlı hızlı oynattığın ucu ateşli bir sopa nasıl upuzun ve tek bir ateş hattı gibi görünürse ömür de pek çabuk akıp geçtiğinden daimi bir şekilde görünür.

Ateşli çöpü sallasan ateş gözüne upuzun görünür. Bu ömür uzunluğu da Allah'ın tez tez halk etmesindendir. 

Mesnevi, I. 1142–1148.

Metafizik

Buğday'ın grameri ontoloji ve epistemolojiden neşv ü nema bulur. Bilgiyi ve manayı ekoloji tradisyonundan hareketle inceler. Buğdayın ortasındaki çizgi zâhir ile bâtın, madde ile mana gibidir, esasında Bir'dir: Tevhid'in remzi olur. El-insanu remzu'l-vücud. Tevhid'e gitmek içinse bu yolda nefes gerekir, nefes içinse tabiiyet. İbn Arabî, mana görünmek için suret ister, der. Görünmezi Görünür hâle getirmek, Görünmezin temsil meselesi sadece insan muhayyilesinin bereketiyle üstesinden gelinebilecek bir durumdur. Bu geçişleri yaparken Hayalin Gerçekte deformasyona uğraması riski vardır. Yönetmenin manayı zihnimizdeki dekora yerleştirirken kullandığı etkileyici hareketleri, onun irfanla olan ilişkisini de gün yüzüne çıkarmaktadır esasında. Zira, bilgi insanın ontolojisiyle doğru orantılıdır. 

Cenin: Elestü bi Rabbikum

"Cenin, lugavî olarak –örten şey– anlamındadır. Aslen, Arapçada kökünün bir özelliği olarak "cennet, cinnet, mecnun, cin" kelimeleri de hep bir şeyin örtülmesi anlamına bürünerek çekime (tasrif) uğramıştır. –Cennet–, üzeri yeşilliklerle örtülü toprak; –Cinnet– aklın örtülmesi; –Mecnun– aklı örtülen kimse; –Cin–, insana örtük olan varlık anlamlarına gelmektedir. Hasılı, cenin anne karnı tarafından örtülen şey demektir. İnsanın, ruha ve bilince baskı yapan melankolik deneyimler sırasında cenini ve ceninin ikame ettiği emniyeti ve sükûnu talep etmesi, dolaylı olarak bu –örtünme– ihtiyacı ile ilgili olmaktadır." (Stalker Üzerine Bir Diyalog, Haziran 2015) Cenin, büzülme korunmaya dair anılarımızın işaretçisidir. Anne karnındayken muhafaza edilen cenin, saf doğumuyla birlikte dünyayı teşrif eder. Bazı sufi çevreleri bebeğin dünyaya gelişiyle ağlamasını bâtınen dünyanın çirkin kokusuyla ilişkilendirir. Stalker'da da regresif bir modellemeyle gördüğümüz cenin hâli, saf doğuşu figüre ederken Buğday'daki tarla ve topraktaki insanın cenin hâli, onun tekrardan doğumuna saf doğumunu işaret eder ve yaşarken unuttuğu şeyi bulmaya çalışır, elestteki hitabına adım atmaya gayret eder.

Mikrokozmos, Makrokozmos 

Her şeyi aynadaki silik görüntü gibi görüyoruz. 

1. Korintliler, 13: 12

İnsanı büyütünce bir âlem ortaya çıkar. İhvan-ı Safa'da da yer yer görülebileceği üzere madenler, nebatat ve hayvanat geçilince insan gözükür. İnsan bu âlemde bir noktadır, çeşitli unsurlar ve nüveler bulunur fıtratında. İnsan, tabiattaki bir varlığı deforme ettiğinde aslında kendini de deforme eder. Buğday'da toprak, ateş, su ve hava unsurlarından hassaten toprak ve suya daha çok vurgu yer almaktadır. Tohum uzmanı profesör Erol ile Cemil'in ölü topraklardaki "yolculuğu" kendini bulmaya doğru bir inisiyasyona (seyr u süluk) dönüşür. Erol inisiye olurken çiğnenmeyi ve ezilmeyi göze almıştır: tıpkı toprak gibi. Yavuz Turgul'un Gölge Oyunu'ndaki gibi hayal mi gerçek mi, düş mü yakaza mı sorularının ortasında, ayak bastıkları ölü toprakla zıt olan bir canlı (El-Hayy) ve diri kurtuluş sahası iç aydınlanmasını daha da derinleştirmektedir Erol'un. 

Mûsâ'nın annesine, "Onu emzir, başına bir şey gelmesinden korktuğun zaman onu denize (Nil'e) bırak, korkma, üzülme. Çünkü biz onu sana döndüreceğiz ve onu peygamberlerden kılacağız" diye ilham ettik.

Kasas, 7.

Frithjof Schuon'un tabiat üzerine düşünce pratiklerinde bir aslılık/arketip söz konusudur. Tabiat bizim aslımız, meskenimiz ve Tanrı'nın en açık bildirisidir. Buğday'ın tabiatı zıtlık ile kaimdir. Karakterler toprak ile hercümerç olurlar. Yönetmen, onları bir usta gibi incelikle işler, görüntüleri tabiatın çehresinde öyle flulaştırır ki hayal ile gerçek arasında keskin ayrımı yapmak neredeyse imkansızlaşır. Semih Kaplanoğlu'nun Bir Merkez'e Sahip Olmak çatısı altında merkez sembolizmi lineerden ziyade daireseldir ve bu merkezde dikey bir dini sembolizm yer alır. Pseudo-maneviyat görmeyiz burada. Merkezinden kopan şey, merkezine dönme arzusu taşır. Nacer Khemir'in Çöl Üçlemesi'ndeki Bab'Aziz'de seyrek küfesiyle kumları süpüren derviş gibi canla süpürülür cananın kapısı. 

"Hakikatin izinde" ile sinemasını lirik motiflere dönüştüren yönetmenin dikey olarak yol katettiği, âlem-i şehadetten âlem-i gayba doğru perdeleri bir bir arşınlamayı saf niyetine dönüştürdüğü, sinematografik dokunuşlarıyla da ilgiyi hak ettiği açıktır. Kaplanoğlu sinemasının dönüm noktası olan Buğday, Türk sinemasının içinde hayal, düş ve sinema, yaratıcı muhayyile ile seçkin bir kimlik kazanmış ve çıtayı daha da yukarı taşımıştır.

14 Kasım 2017

İbn Arabi Sözlüğü

Bakış açısı genişledikçe kelime daralır. Nifferî
Maurice Gloton'un Fransızcaya çevirdiği İbn Arabî'nin 
Tercümanü'l-Eşvak (Arzuların Tercümanı) adlı kitabında yer alan sözlük çalışmasıdır.

Sözlükte yer alan Arapça transkripsiyonları ve Fransızca karşılıklarını taratıp pdf ortamında düzenledim. Tasavvuf terminolojisinin Batı dillerinde (Fransızca özelinde) hangi kavramlarla karşılanmaya çalışıldığını incelemek adına, bu alanda araştırma yapanlara ve ilgili olanlara bu yayının faydalı olmasını diliyorum.
İbn Arabî, L'interprète des désirs
Présentation et traduction de Maurice Gloton içinde
(Avant-propos de Pierre Lory)

Les Éditions Albin Michel
Paris

                                          Not: Fransızcada Ç harfi (C Cédille), "s" sesini verir.

Benzer okumalar:


13 Kasım 2017

Fahreddin Razi Sözlüğü

Maurice Gloton'un Fransızcaya çevirdiği Fahreddin Razi'nin
Levâmi'u'l-Beyyinât fî Şerhi Esmâillahi ve's-Sıfat eserinde yer alan sözlük çalışmasıdır.

Sözlükte yer alan Arapça transkripsiyonlar ve Fransızca karşılıkları Karşılaştırmalı İlahiyat, Felsefe, Edebiyat gibi alanlarda çalışanlar ve entelektüel ilgi duyanlar için yararlı olacaktır diye ümit ediyorum.
Ar-Razî, Le Livre des Preuves Éclatantes sur les Noms et les Qualités içinde.
Les Éditions Al Bouraq
Beyrouth, Liban

Not: Fransızcada Ç harfi (C Cédille), "s" sesini verir.

Benzer Okumalar:

İbn Arabi Sözlüğü

3 Kasım 2017

Rene Guenon'un Frithjof Schuon'a Mektubu



Fransızcadan çeviren: Ali Hasar

Bismillahirrahmanirrahim

Eşi benzeri olmayan Allah'a hamdolsun. 


Kahire, 16 Nisan 1946



Muhterem Şeyh, Aziz Kardeşim İsa Nureddin Ahmed'e...

Allah'ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun. 


Sizin de düşünebileceğiniz gibi son zamanlarda çoğu defa haberlerinizi almama karşılık, bu sefer doğrudan sizden haber almaktan, ihvanımızdan birinin ziyaretini ümit etmekten ötürü ziyadesiyle bahtiyarım, belki siz, şahsınız da, çok geçmeden bizi görmeyi teşrif edebilirsiniz. 

Henüz tamamlanmış bulunan kitabınızın kısımlarını peş peşe gönderdiğiniz için teşekkür ediyorum. Çok önemli buluyorum bu çalışmayı, telife karar vermeseydiniz muhakkak üzücü olacaktı. Size önerebileceğim ne ilavesi ne de çıkarılması mücbir sayılabilecek herhangi bir tashihi doğrusu görmüyorum; özellikle, Hıristiyanlıkla ile ilgili olan şey, bu şekilde katiyen ortaya konmamıştı sanıyorum, bu da kimilerine pek çok şeyi anlamalarına vesile olacaktır. Bu kitabın en kısa zamanda neşredilmesi önemli; Luc Benoist bu yılın sonundan bahsetmişti, fakat Modern Dünyanın Bunalımı'nın yeni baskısı söylediğinden daha erken olacak gibi: Bu da demek oluyor ki sizin kitabınız ilk önce, Coomaraswamy'nin Hinduizm ve Budizm'i daha sonra. Yeni başlığınız içinse, esasında ilkine tercih edilebilir gibi geliyor, çünkü daha kısa ve bizim ıstılahlarımıza henüz aşina olmayan okuyucular için çok açık gibi duruyor.

P. Genty'nin size yazmayı çok istediğinden haberim var, Prophètes de l'Esprit mevzunda size ne söyleyebileceğini bilmiyorum, ancak oldukça girift olmalı diye düşünüyorum. Kendisini tanıdığım yaklaşık 40 seneden beri, heyhat hâlâ aynı, dediğim dedik. Bendenize cevabınızın bir nüshasını aldığını söyleyen Clavelle, Genty'nin yakınlardaki bir mektubunu müteakip onun hayal dünyasından kurtulmamakta ısrarcı gibi göründüğünü zikrediyor; buna mukabil, –her zaman olduğu gibi şimdi de– önyargılı bakışlarından tamamen kurtulmadığından dolayı, abarttığına inanmak istiyorum. Eğer hakikaten böyleyse, zavallı Genty adına çok talihsiz olur bu, çünkü daha muteber bir öneri bulmasının tam vakti aslına bakarsanız; 64 ya da 65 yaşında olmalı, ama doğrusu şu ya, her zaman ihtiyar gözükmüştür. Yahya (St. Jean) konusunda yazdığınız cevapla ilgili olarak, belki sadece şu eklenebilir: Pek çok Müslüman Cercis'i (St. Georges) Hızır, İdris ve İlyas'ın ehl-i beytine bağlı bir peygamber olarak kabul eder, ancak her halükarda ne Nebi ne de Resul'dür. Bu meselede, 1939'un başında yayınlanan Réalisation descendante hakkında bendenize makaleler yazma fikrini veren şeyi daha önce size söyleme imkanım oldu mu bilmiyorum, durum şu ki bazı Şiiler, Veli'nin (El-Kurb'a istinaden) Nebi hatta Resul'den daha yüksek bir makama sahip olduğunu iddia ediyorlar. Son olarak Melametiler hakkında yazdıklarım, sizin de göreceğiniz üzere (belki de görmüşsünüzdür, zira Études Traditionnelles'in 4. sayısı şimdiye çıkmış olmalı) aynı konuya temas ediyor. Bu makale, sâliklerin (inisiye) halkla münasebetleri hakkında yazmış olduğunuz diğer makalelerle örtüşüyor. Gayet merak uyandıran bir tevafukla, kitabınızın bu kısmı bize geldiğinde, tam da bu meseleyi yazmayı düşünüyordum.

Evet, Buenos Aires'ten sözünü ettiğiniz Budizm ve İlahi Esma üzerine iki çalışmayı aldık. Bunlara dair, özellikle ikincisi için, sizle aynı intibadayım. Okuması çok zor, gereksiz müşkil yerler (complications), hatta çoğu kısmen teyit edilmiş gibi duran karşılıklar bulunuyor. Yazarın, iddialarından bazılarını hangi otoritelere dayandırabileceğini merak ediyorum. Ebubekir'in (Martin Lings) çalışmasından oldukça farklı, şüphesiz; Fransızcaya tercüme edilse Tradisyon dizisinde yayınlanmaya değer diye düşünmüyor musunuz? L. Benoist'nın bu fikre itiraz edeceğini sanmıyorum. Gerçi, Paris'teki son zamanlarımda Madam Breton'la (sonra Matmazel Dano ile) tanışmıştım, o zamandan beri, bana arada bir yazmaya devam etti. Ona cevap yazmakla iyi ettiniz, kesinlikle munis ve anlayışlı gözüküyor. Kendisine itimat etmemenin lüzumu yok, ayriyeten usandıran ve ağzında bakla ıslanmayan nice sayısız mektup arkadaşı takımından olmaması hoşnut edici. Onun ve eniştesinin (Paul Barbotin), R.I.S.S.'teki insanların bazı dalaverelerini ve bu nevi diğer şeylerini vuzuha kavuşturmada bana birtakım yardımları olduğunu söylemeliyim. Neyle muhatap olduğunuzu daha kesin olarak anlamanız adına söylemem gerekir ki açıkçası kendisi Katolik ve Charbonneau-Lassay ile de ilişkisi bulunuyor.

Sanat biçimleri üzerine kısmınız Bharata Iyer cildi için kuşkusuz uygun olacaktır; Marco Pallis, tradisyonel elbise üzerine bir şeyler hazırladığını yazdı bize. Bendenize gelince, henüz hiçbir şey yapmadım, maalesef. Makaleler çok gecikmeden istendiğinden dolayı, Études Traditionnelles'in Hindu tradisyonu özel sayısında çıkan unsurlar nazariyesi hakkındaki çalışmamın tercümesinin uygun olup olmadığını merak ediyorum. Şu aşamada, hâlihazırdaki mevcut baskılar ve tekrar baskılarla alakalı sorunlardan tamamen kurtulmadıkça, belirli bir uzunlukta bir çalışma yapmak kendim için pek mümkün gözükmüyor, zira tüm bunlar zaman alıyor ve postanın yavaşlığı, düzensizliği eklenince daha da çetrefilli oluyor. Bu son yıllardaki sessizlik döneminin şahsıma birtakım faydaları oldu. Bu açıdan, diğer türlü bu zamanda 4 yeni kitabı tamamlamada muvaffak olamazdım muhtemelen, ama her türlü haberden uzun süre ayrı kalmaksa gayet meşakkatliydi aynı zamanda.

Güzel dilekleriniz için size ve ihvanımıza müteşekkirim. Bizler her daim iyiyiz, Allah'a şükür. Ailem de selamlarını ve muhabbetlerini iletiyor.


Rabbinin aciz kulundan,
Abdulvahid Yahya


René Guénon, Correspondance içinde.
(*) Frithjof Schuon'un René Guénon'a incelemesi için gönderdiği kitap Dinlerin Aşkın Birliği (De l'unité transcendante des religions) kitabıdır. 

Benzer Okumalar:

Frithjof Schuon ile Söyleşi

2011–2020 idea, schola, zâhir âlem