fransız edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fransız edebiyatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ocak 2018

Çok Kısa –Küçürek– Öykü Çevirileri

Beklenmeyen Misafir, Ilya Repin, 1888.


Çok Kısa –Küçürek– Öykü (Tr), Flash fiction (En), Micronouvelle (Fr), Microrrelato (Es),
el-Kıssatu'l-kasîratu Cidden [القصة القصيرة جدا](Ar), Dâstânak [داستانک](Fa)

—

Fransızcadan çeviren: Ali Hasar

Pour tuer le temps, il passait ses journées à parcourir la campagne, son fusil en bandoulière... 
Il revenait toujours bredouille. 

Zaman öldürmek için günlerini kırda yürüyerek geçirirdi, omzundaki tüfekle...
Sürekli eli boş dönerdi.


—


Toute sa vie, elle était demeurée indécise. Cela créait souvent des situations ambiguës, voire malheureuses, dans lesquelles elle, se retrouvait piégée. Fatiguée à force d'hésitations, usée par ses bourdes répétées, elle prit enfin une décision: elle s'enlèverait la vie. D'un pas décidé, sans réfléchir de peur de faire 96 marche arrière, elle se rendit au milieu du pont. Déjà, elle enjambait le garde-fou. Le vent froid de la nuit, les eaux glaciales en contrebas, elle faiblit un instant, mais se reprit aussitôt. Et maintenant, elle tombait en chute libre vers son destin. A mi-parcours, elle changea une dernière fois d'idée...



Hayatı boyunca tereddüt içindeydi. Bu durum, kapana sıkıştığı, çoğu sefer belirsiz belki de kahırlı hâllere gebe oluyordu. Tereddütler yüzünden bitap düşen, tekrar eden hatalarıyla yıpranan kadın, nihayet bir karar aldı: hayatını sonlandıracaktı. Gerisin geri 96 adım gitmekten korkmayı düşünmeksizin, kararlı bir adımla köprünün ortasına ilerledi. Önce, korkuluğun üstünden atladı. Gecenin soğuk rüzgârı, aşağıdaki buzlu sular, bir an takati kesilir oldu ama, hemencecik kendine geldi. Ve şimdi, kaderine doğru serbest düşüşle düşüyordu. Yarı yolda, son kez fikrini değiştirdi... 

— 

Eric Lequien Esposti:



— Je…

— Arrête !


— Ben...
— Dur !

—

— Tu dors?
— Oui !


— Uyuyor musun?
— Evet !

Luis Felipe Lomeli:

 — Oubliez-vous quelque chose?
— Pourvu que oui !

— Bazı şeyleri unutuyor musunuz?
— Unuturum umarım !

Augusto Monterroso:

Quand il se réveilla, le dinosaure était encore là. 

Uyandığında, dinozor oradaydı hâlâ.

Jérôme Picot:

Quand il eut fini de jouer aux osselets avec son petit frère, 
Jo les ramassa et les remit à leur place dans sa tombe encore ouverte. 

Küçük biraderiyle ufak kemiklerle oynamasını bitirince,
Jo onları toplayıp hâlâ açık olan mezardaki yerlerine geri koydu.

Lucien Suel:

Greffe parfaite. Si son organisme ne rejetait pas le bras de ce fœtus, 
il serait le seul humain à pouvoir ouvrir sa braguette de l'intérieur.

Kusursuz organ nakli. Eğer vücudu bu fetüsün kolunu reddetmezse,
içerden fermuarını açabilecek tek insan olacak.

Nicolas Ancion:

Suite à des restrictions budgétaires, l'auteur de ce texte a été licencié 
avant d'entamer l'écriture de son manuscrit.

Bütçe kısıtlamalarından ötürü, bu metnin yazarı 
taslağının yazısına başlamadan kovuldu. 

Serge Lehman:

... boucle immédiatement. Police paradoxale ! Quittez cette ...

Derhal tokayı... Tutarsız polis ! Terk edin bu ...

—

Félix Fénéon:

Elle tomba. Il plongea. Disparus.

Kız düştü. Oğlan daldı. Kayboldular. 

—

Madame Fournier, M. Voisin, M. Septeuil se sont pendus: neurasthénie, cancer, chômage.

Bayan Fournier, Bay Voisin, Bay Septeuil kendilerini astılar: Sinir zafiyeti, kanser, işsizlik.

Jean-Louis Bailly:

Un TGV à pleine vitesse tamponna un cheval sur la ligne Paris-Nantes. Un moment entre terre et ciel, déjà morte peut-être, la bête fut Pégase.

Yüksek hızlı bir TGV Paris-Nantes hattında bir ata çarptı. Yeryüzüyle gökyüzü arasında bir an:
Belki de çoktan ölmüş olan hayvan Pegasus'tu.

—

Arapçadan çevrilen Küçürek Öyküler için:

20 Ekim 2017

Philippe Van Tieghem — Edebiyat Tarihinde Usul Hakkında Bir Münakaşa

Philippe Van Tieghem (1898–1969) Fransız edebiyatı profesörü. Karşılaştırmalı edebiyat, tiyatro alanında muteber bir isim olmakla beraber Paris Devlet Yüksek Konservatuvarı'nda (CNSAD) dersler vermiştir. Kimi çalışmaları: Tendances nouvelles en histoire littéraire, Histoire de la littérature française, Histoire du théâtre italien, Dictionnaire de Victor Hugo, La nouvelle Héloïse de Jean-Jacques Rousseau, Technique du théâtre, Le Romantisme français, Les grandes doctrines littéraires en France. 

Cevdet Perin (1914–1994) Mütercim, Araştırmacı, Siyasetçi. İstanbul St. Benoît Fransız Lisesi ve Lyon Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ni bitirdi. Sorbonne'da ihtisasını tamamladı. İzmir Erkek Lisesi'nde Fransızca Öğretmenliği, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi ve İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nde Fransız Filolojisi Doçentliği yaptı. 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi'yle birlikte üniversiteden ihraç edilen 147 öğretim üyesinden (147'ler) birisidir. Anatole France, Raymond de Saint-Laurent, Honoré de Balzac, Jean Guitton gibi isimlerden çeviriler yapmıştır. 

Ali Hasar

Philippe Van Tieghem
–
Edebiyat Tarihinde Usul Hakkında Bir Münakaşa

24 Eylül 2017

Bir Ruhbilimci Olarak Balzac

Paul Klee, Magie des poissons.



Vadideki Zambak'tan (Le lys dans la vallée) derlenen bu cümleler, Honoré de Balzac'ın insan ruhuna bir ruhbilimci aşinalığı ve titizliği ile temas edebilme kabiliyetinin ispatı ve tezahürü olarak okunabilir.

Ruh hastalıkları istekleri, içgüdüleri olan yaratıklara benzer, topraklarını büyütmek isterler.

Zorbaca yasaklar, çocukta bir tutkuyu büyüklerde olduğundan da fazla biler; çocukların yalnız yasak şeyi düşünmek gibi bir üstünlükleri vardır, bu şey onlar için dayanılmaz bir çekicilik kazanır.

Aşk, kendisi olmayan her şeyden dehşet duyar.

Gerçek bir duygu bölünmez, ya tümdür ya hiç yoktur.

Ruh dünyası, hiçbir şeyinin saltık olmayışıyla madde dünyasından ayrılır; etkilerin, şiddetli huyların ya da bir olay çevresinde bir araya getirdiğimiz düşüncelerin gücüyle oranlıdır.

Ruh hiç çözümlemeden tadar hazlarını; ama daha sonra çalkantılı bir yaşamın karanlık yüzeyinde nasıl bir şiddetle belirirler! Tıpkı elmaslar gibi, alaşım dolu düşüncelerle, silinmiş mutlulukların anısında erimiş pişmanlıklarla mıhlanmış bir biçimde parıldarlar!

Bütün insan eylemlerinin dibinde bir belirleyici nedenler labirenti vardır. Talihiniz önünüzdedir ama bu dünyada hiç kimse talihini yardımsız kuramaz.

Çoğu mutsuz ruhlar için, yarın anlamsız bir sözcüktür.

Deha gibi aşkın da sezgileri vardır.

Her şey olmayan sevgili hiçbir şey değildir.

Gerçek tutkular, yetiştikleri topraklar ne denli nankörse, görülmeleri de o denli haz veren güzel çiçekler gibi görünürler.

Bir kadında kadını severiz; oysa ilk sevilen kadının her şeyini severiz.

Erkeklerin uğraşıları acılara dayanmak için birer kaynaktır, işlerin akışı onları oyalar; biz kadınlara gelince; ruhumuzda acılara karşı hiçbir dayanak noktası yoktur.

Geçmiş görüntülerin canlanışı her zaman tinsel bir dünyanın bölgelerinde geçmez mi?

Acı sonsuzdur, sevincinse sınırları vardır.

Yaşamı yermeyin. Aşkı bilmiyorsunuz, parıltıları göklere ulaşan hazları vardır.

Nezaket, başkaları için kendini unutmuş görünmekten başka bir şey değildir.

Bir iyiliğin uyandırdığı minnet mi fazladır, yoksa kırılan bir umudun uyandırdığı kızgınlık mı?

Ruhsal yalnızlık da yersel yalnızlığın etkilerini doğurur: Sessizlik en hafif yankıları sezmeyi sağlar, kendi kendine sığınma alışkanlığı da inceliği sevgilerin en ufak ayrımlarını gösteren bir duyarlığı geliştirir.

Anı anı yeni baştan alınan geçmiş büyür; gelecek umutlarla donanır.

Bencillikle incinmiş sevgiler, yakınlık duygularını fazla desteklemezler; yürek her türlü hesaptan, çıkardan tiksinir.

Acılarını belirtmelerine engel olan bir utanç vardır soylu ruhlarda. Bunları haz dolu bir acımayla sevdiklerinden gururla gizlerler.

Genç yaşta insanın kötü niteliklerini çevresindekiler bastırır, tutkular hızlarını keser bunların, insanlık saygısı bunları hep engeller; daha sonra, insan yaşlanınca, bir de yalnız kalınca, küçük kusurlar ne denli uzun zaman bastırılmışlarsa, o denli korkunç bir biçimde ortaya çıkar.

Güç bağışlayıcıdır, açıklığa boyun eğer, doğrudur, sakindir; oysa zayıflığın doğurduğu tutkular acımasız olur.

Her şeyi belli olan merak illeti bulaşıcı değildir; ama delilik, nesneleri ele alış biçiminde oldu mu, sürekli tartışmalar altında gizlendi mi, çevresindekilere büyük zararları dokunabilir.

Doğayı büyüklüğünce izleyen kimseler, onda her şeyin benzeşim yoluyla birliğe doğru gittiğini görürler. Ruhsal dünya da böyle bir ilkeyle uysa gerek. Arı bir çevrede, her şey arıdır.

Aşk da ruhun sonsuz alanlarında, güzel bir vadide yağmurların, derelerin, sellerin geldiği, ağaçların, çiçeklerin düştüğü, kıyının kumlarının, tepelerdeki kaya parçalarının düştüğü bir büyük nehir gibi değil midir? Duru çeşmelerin ağır ağır gelen suyuyla olduğu gibi boralarla da büyür. Evet, insan sevdi miydi, her şey aşka doğru gelir.

Önceden sezdiğimiz bir yazgı ve tümüyle kopmamış olduğumuz eski içgüdülerimizin anıları: Etsel bir aşkla tanrısal bir aşk arasında, hepimizin geçirdiği çarpışma buradan ileri gelir. Kimi maddenin hazlarıyla ruhun hazları arasında kararsız bir durumda gidip gelir, kimi de veremeyeceğini isteyerek eti ruhsallaştırır.

Sonsuz, gönlün alanıdır.

Sevgilinin doyurduğu aşkın sınırları vardır, madde sınırlıdır, güçleri hesaplanabilir, ister istemez doygunluklarla karşılaşacaktır.

Ruhsal acılar ölçülemez, ruhların inceliğiyle oranlıdır.

Aşk uçup gittikten sonra, sevgililerin birbirlerini görmemelerini gerektiren korkunç zorunluluğu anladım. Bir zamanlar egemen olduğumuz yerde artık hiçbir şey olmamak! Yaşamın sevinçli ışıklarının parladığı yerde ölümün sessiz soğukluğunu bulmak!

Boşluğun dehşetini anlamak için, bakışların, iç çekişlerin, her şeyin merkezi, yaşamın özü, herkesi aydınlatan ışık kaynağı olmak gerek.

Her büyük sevgi, borçlu olduğumuz sevgilerden çalınır.

Aşk kişiliklerin damgasını taşıyor olmalı, belki de yanılıyorum. Doğa ilkeleri iklimlerin istediği biçime boyun eğiyor, neden bireylerin duyguları için de böyle olmasın? Hiç kuşkusuz kitlece genel yasaya bağlanan duygular, yalnız anlatımda, ayrılırlar. Her ruh kendince davranır.

Her büyük tutku kişiliğimiz üzerine öyle ağır bir biçimde çöker ki, ilkin keskin yanlarını geriye iter, kusurlarımızı ya da üstünlüklerimizi oluşturan alışkanlıkların açtığı izleri doldurur; ama sonradan, birbirlerine iyice alışmış iki sevgilide, ruhsal varlığın çizgileri yeniden belirir, o zaman her ikisi de karşılıklı olarak birbirlerini yargılarlar.

Mutluluk mutlaktır, karşılaştırmaya gelmez.

Aşılacak uzaklıklar, dışarıya karşı gösterilecek saygı, oynanacak güldürüler, daha da karanlıklaştırılacak gizemler, mutlu aşkın bütün bu tragedyası yaşam boşluğunu doldurur, isteği yeniler ve yüreğimizi alışkanlığın gevşemelerinden korur.

—

Yazının derlenip hazırlanmasında gösterdiği alakadan ötürü Gökhan Özcan'a teşekkürlerimle...

2011–2026 idea, schola, zâhir âlem