hz. hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hz. hüseyin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2016

Mahmud Erol Kılıç — Kerbela

İslam tarihinin "yara"larından bir konu... Bu yaradan sızan hâller Müslüman hissiyatta bir şekilde karşılık bulmuş. Kerbela'dan bu yana müminin kalbi de biraz Kerbela'dır. Hz. Hüseyin (ra) ismi bir sızının adı olmuş, bir tarih inşa etmiştir.

"Ah, keşke olmasaydı!" dediğimiz türden bir vakıa…

Hadisenin bugünün Müslümanları tarafından nasıl yorumlandığı meselesi hayatidir. Sadece "yas"ın zemini mi olmalıdır, yoksa bir ders konusu mu? Hassas bir soru!

Hadisede bir çınar gibi duran Hz. Hüseyin'den bahsediyoruz. Efendimizin, "Cennet delikanlılarının efendisi" dediği bir şahsiyetten... Her şeye rağmen böylesi bir şahsiyetin mirasına sahip çıkma anlamına geliyor Kerbela anlatısı… Ve doğrusu müminin kalbi bu konuda Hz. Hüseyin'den taraftır; mazlumdan yana zalime karşı... Müslüman dediğimiz özne, durumlar karşısında dünyevi kaygıyla yerini belirlemez; adaletten hareketle kalbini ayarlar. Tercihi, kendisine kimi kayıplar getirse de...

Hz. Hüseyin kimdir?

Hayır, onu sıradan biri olarak işaret edemeyiz. Yezid'e karşıtlığı veya yönetim mantığı üzerinden bir okumayla yetinmek doğru değil. O, Hz. Fatıma Zehra (ra)'nın ciğerparesi, mirasıdır başta. Hz. Ali (kv) kim? Efendimizin (sav) amcaoğlu, Hz. Fatıma validemizin kocası... Hz. Peygamber'in mahremiyeti demektir bu. Hürmet ve hassasiyetle konuşmayı gerektiren bir fark... Hz. Peygamber'in "çevresi" var; buna "sahabeler" deniyor. Bir de mahremiyeti; ehl-i beyt-i Mustafa... Hadisenin tarihsel gerçekliğine bakarsak, sorulacak soru şudur: Ne oldu da bu hadise meydana geldi? Hz. Hüseyin üzerinden giderek şunları söyleyebiliriz: Peygamber Efendimizin hususi ilgisine mazhar olmuş bir torun... Secdeye giderken, Efendimizin omzunda Hz. Hasan (ra) ve Hz. Hüseyin (ra)'i görüyoruz. Hz. Hüseyin'e, "savaş" anlamına gelen bir isim veriliyor. Savaşın üzerini çizer gibi, bu isme onay vermiyor Hz. Peygamber, "Hasan"dan hareketle "Hüseyin" ismini uygun görüyor torununa. Kulağına ezan okuyarak Hüseyin ismini verdiği torununa, "Bu benim oğlumdur!" dediğini, sonra da hüzünlendiğini biliyoruz. Bunu merak edenler olunca şu denmiştir: "Torunum yol kesiciler tarafından şehit edilecektir!" Efendimiz, gerçekleşeceği yere kadar hadiseyi anlatmış. Hadisenin gerçekleştiği yere geldiğinde, Hz. Hüseyin, Efendimizin işaretini hatırlıyor mesela.

Oğlu, Ahmet b. Hanbel'e soruyor; "Peygamberimizin arkadaşları arasında en faziletlisi kimdir?" diye… "Birincisi Ebubekir'dir" diyor baba, "sonra Ömer ve Osman gelir." Oğlu, Ahmet b. Hanbel'e burada şunu soruyor: "Ya Ali!?" Hanbel, şu önemli farka işaret ediyor: "Evladım, sen Peygamber'in arkadaşları arasında en faziletli olanı sordun. Hz. Ali, Efendimiz'in arkadaşı değildir; ehl-i beyti, mahremidir."

Muharrem ayı, -bu ayın öne çıkan konusu Kerbela- bu fark üzere karşılık buluyor. Şii, Caferî, Alevi iklimde; özellikle tasavvufun içinden geçen Sünni Anadolu coğrafyasında. Mısır, Cezayir ve Fas gibi ülkelerde, kimi tasavvufi gruplarda… Mevlitler okunuyor; özellikle Caferîlerin yoğun olduğu yerlerde bildiğimiz taziye ritüelleri yapılıyor, sineler dövülüyor.

Kerbela'ya nasıl gelindi? Doğrusu, öncesinde ihtilafların su yüzüne çıktığını söylemek kolay değil. Şii ve Sünni kaynaklar bu konuda farklı şeyler söylüyor. Kimileri hadisenin başlangıcını Efendimizin vefatına kadar götürüyor. Bu tartışmalara girmeden, Hz. Hüseyin dönemine geldiğimizde şunu görüyoruz. Yezid, babası Muaviye tarafından kendisinden sonrası için uygun görülmüş; "Yerime oğlum Yezid geçecektir!" denmiş.

Mekke'de bir meşakkat yaşanmış. Yıllar sonra Medine dönemi gelmiş; Müslümanların sayısı artmış, arkasından Mekke'nin fethi gerçekleşmiş. Bu fetihle birlikte, o güne kadar Müslümanlardan uzak kimileri de Müslüman olmuş. Bu ayrıntı önemlidir. Hz. Peygamber'e ve arkadaşlarına her türlü eziyeti yapmış kimseler, Mekke'nin fethiyle birlikte İslam'a geçer. Önceki durumlarına işaret edilerek, "Hayır, sen Müslüman olamazsın!" denmez. Nasıl denilsin ki!? Kimi Sünni kaynaklar, özetle; "Müslüman olduktan sonra sahabe arasında ayrım yapamayız!" der. Bu böyle, ama yine de ehl-i beyt-i Mustafa, yani Efendimizin mahremi hassasiyeti hak ediyor. Hz. Ali Efendimizin Müslüman oluşunu, hayatı boyunca ortaya koyduğu fotoğrafı unutamayız.

Kerbela öncesinde, Hz. Hüseyin'den, Yezid'e biat isteniyor. Yönetim mantığı ve o günkü şartlar Yezid'e biat etmeyi gerektiriyor. Hem Şii hem de Sünni kaynaklar, dinin hassasiyetlerinden uzak bir Yezid'e işaret ediyor; zorba bir yöneticiye… (İlginçtir; sonraki tarihte, Müslüman kültürde Yezid ismiyle karşılaşamıyoruz.) Hz. Hüseyin, şartlar bu durumda iken, "Kufe seni bekliyor, sana biat edilecektir!" şeklinde bir davet alır. Bu davete icabet eder. Hâlbuki Kufe'de Yezid’in güçlü bir valisi var. Hz. Hüseyin ve yanındakiler ise, silahlı bir grup havasında değil, daha çok erenlerin oluşturduğu bir topluluk... Bu topluluk Kerbela denen bölgeye geldiğinde bir süre dinlenmek için çadır kurulur. Bu esnada etrafta köpeklerin uğultusu duyulur. Hz. Hüseyin, Hz. Peygamber'in önceden söylediklerini hatırlar: "Bir bölgeye varacaksın; ıssız ve çorak... O yerde konakladığında köpekler uluyacak!" Hz. Hüseyin bunu hatırladığında durumu fark eder ve etrafındakilere, "İsterseniz benimle olmaktan vazgeçebilirsiniz" der. Kimse ayrılmaz, herkes kendisiyle kalır.

Hz. Hüseyin, ağabeyi Hz. Hasan gibi davranabilirdi, ama öyle davranmamış, hayatı pahasına zalime boyun eğmemeyi yeğlemiş. Adalet ve hak adına canından vazgeçmek -dikkat, can almak değil, can vermek- yüce bir hâl!
Tuval üzerine yağlıboya: Kerbelâ Savaşı'na işaret eden 19. yüzyıla ait İran tablosu.
Tropenmuseum, Hollanda.




Yezid'in güçleriyle karşı karşıya gelindiğinde, Hz. Hüseyin'in söylediği bir şey var. O kadar kıymetli bir şey ki… "Allah’tan korkun bana kılıç çekmeyin. Benim kanım size helal değildir. Çünkü ben, Peygamber'in kızı Fatıma'nın oğluyum. Büyük annem Hatice, Hz. Peygamber'in hanımıdır. Babam Hayber kahramanı Ebu Talip oğlu Ali, büyük amcam Allah'ın Aslanı Hamza'dır. Bir bakın kimim ben, kime kılıç çekiyorsunuz. Allah'ın elçisi Peygamber'in benim ve ağabeyim için 'Bunlar cennet ehlinin ulularıdır' dediğini duymadınız mı?"

71 veya 300 kişi, Yezid'in tarafından kendisinin tarafına geçer. Sonra o feci hadise gerçekleşir. Hz. Hüseyin'in tarafında, çadırlarda çocuklar var. Üç gün kimse içecek su bulamamış. Ali Asgar, susuzluktan ölmek üzere... Onu gösterir, "Bakın çocuk! Susuzluktan ölmek üzere!" der. Ali Asgar'a su gelmez, Yezid'in tarafından cevap olarak ölüm gelir. Hz. Hüseyin’in altı aylık oğlu Ali Asgar, bir okla Kerbela'nın en küçük şehidi olur. Bunun üzerine söz biter, Hz. Hüseyin Efendimiz ve yakınları hayatları pahasına mücadeleye başlar. Ölüm korkusu, dünyevi kaygılar geride bırakılır. Sonuç, tabii ki şehadet! Hz. Hüseyin'in cesedi parçalanır, kendisinden bir parça Şam'a doğru yola çıkarılır.

Doğrusu kolay karşılanacak bir durum değildir bu. Kerbela'dan sonra yaşanan kimi ayrışmalara rağmen Sünni ve Şii kaynaklar, Hz. Hüseyin Efendimizin mazlum, mağdur ve şehadetinde ittifak eder. Evet, Haricîler denen bir grup çıkmış, bunların hadiseye yaklaşımı olmuş, ama İslam dünyası çoğunluk olarak Hz. Hüseyin konusunda hassasiyeti korumuştur. Hz. Hüseyin'in mağdur ve şehit, Yezid tarafının ise zalim olduğu konusu neredeyse ortak paydadır.

Kerbela'nın hatırlanmasına dönük uygulamalar bu tarih ve hassasiyete yaslanır. Uygulama zaman içinde bir ritüele kavuşmuş. Tartışma burada başlıyor: Hadise ibret alınacak ders mi, yasın zemini mi yapılmalı? Şüphesiz ders olmalı. Hissiyatın geliştirdiği cevaplar iyi sonuçlar doğurmuyor. Evet, sızıp duran bir yara... Ama olanı düşünmek ve buradan dersler çıkarmak bütünlüğü yeniden inşa edebilir. Hadiseyi okuyarak vicdani duyarlık oluşturulmalı. Ehl-i irfan olanlar derler ki "Yezid'e lanet okumakla vakit geçireceğine Hüseyin'e rahmet oku."

Bu anlamda kimi Şii-Alevi ve Sünni okumalar da eleştiriyi hak ediyor. Mesela sağlıklı bir eğitimden geçmemiş kimi Şii-Alevi; her Sünni'yi, Hz. Hüseyin'in katlinde mesuliyeti varmış gibi görüyor. Sünni'nin Yezid olarak işaretlenmesi kabul edilemez. Hadisede Sünnilik tartışması yok ki!? Sünni veya Şiiliğin ismi dahi yoktu o dönem. Hem Sünni kesimde bir Yezid seviciliği yaşanmıyor, aksine daha çok Hz. Hüseyin'e yakın olunuyor. Kimi değerlendirmeler olmamış değil, ama bu her zaman istisna olarak kalmış. Dahası, tasavvufun beslediği ve daha çok Anadolu'da karşılık görmüş İslam pratiğinde ehl-i beyt-i Mustafa'ya muhabbetin ayrıcalığı göz ardı edilemez. Anadolu'daki tarikatların hepsinde Hz. Hüseyin'e mersiyeler yazılmış.

Bu kabul edilemez durumun arkasında siyaseti görmek lazım. Alevi, Sünni'ye; Sünni, Alevi'ye gönlünü açmalı; Muharrem'i birlikte karşılamalılar. Hz. Hüseyin hepimizin ortak paydasıdır. Osmanlı'da böyleydi. Büyük Rifaî şeyhlerinden Hayrullah Taceddin Hazretleri'nin, Nakşî şeyhi Alvarlı Lütfî'nin şiirlerine bakıldığında bu hassasiyet görülecektir. Hakeza, Mevlâna ve Yunus şiirinde… Ve bu çok doğaldır; Alevilik, ehl-i beyt-i Mustafa muhabbetiyle oluşmuş bir tasavvuf ocağıdır; Aleviler Caferî fıkhına bağlı Erdebil tekkesi dervişleridir. Sünni kesim de; tarih, sosyoloji ve kimi siyaset biçimlerinin iğvasına kapılarak Şii-Alevi hassasiyetini gözden geçirmelidir.* 

Benzer okumalar:

_____________________________________

(*) Mahmud Erol Kılıç, Hayatın Satır Araları: Modern Zamanda Kendini Bulmak, s. 125-129, Sufi Kitap, İstanbul, 2013.

19 Ekim 2014

Kerbela Mersiyeleri

İmam Hüseyin Camii, Kerbela - Irak 


Nûr-i Muhammed-est çün îcad-ı kâinât
Hûn-i Hüseyn mûcib-i idâme-i âlem-est.*



Şah İsmail [Safevi Şeyhi - ö. 1524]

Hüsnünün beyânı sûre-i Yâ-sîn ü hel-etâ
Ey Kâbe-i mübârek ü ey Merve vü Safâ

Dürr-i felek verürse mânâ ihtiyârını
Bir târ-ı mûyini dü cihâna kılam bahâ

Gelmiş degül gelüpdürebilmez be-rûz-i haşr
Devr-i kamer senün teki şâh-ı mehlikâ

Kim ki visâlin isteye ihlâs ile senün
Üstünde zıll sâye-i saâdet tutar hümâ

Toprağa bas ayağını ey gözlerim nûru
Kim hâk-i pâyini dilerem behr-i tûtiyâ

Şeydâ vü mest ü vâlih ü hayrânem ey sanem
İhlâs ile yolunda menem rind ü can-fedâ

Hurşîd ü mâh ü cümle sitâre ber-encümen
Kıldı sücûd sûretine ey azîz-i mâ

Rûh-i musavver oldu yüzünden be-âb u kil
Sensin şehâ bu ahseni takvîm'e kimyâ

İnsân degildi gökde melek yok idi henüz
Sen var idin cihânda ey dürr-i ibtidâ

Hem-tâsı ol şehenşeh-i âzam nigârımun
Yokdur be hakk-ı hörmet-i Evlâd-ı Mustafâ

Yârin yolunda hasta Hetâî yoruhma tîg
Olgil şehîd-i deşt ü beyâbân-ı Kerbelâ

Abdurrahman Sâmi Saruhânî [Yahya Kethüda Uşşâkî Dergâhı Postnişîni – ö. 1934]

Çeşm-i cân-ı âşıka nûr-i cilâsın Yâ Hüseyn
Enfüs ü âfâka şems ü meh-ziyâsın Yâ Hüseyn

Mazhar-ı nûr-i celîl ıstıfâdır hilkatin
Umde-i nûr-i yakîn-i ictibâsın Yâ Hüseyn

Nûr-i lâhûtun muhît-i bahr-i envâr-ı şühûd
Sen şeh-i mânâ-yı kuds-i dü serâsın Yâ Hüseyn

Vâlidin Şâh-ı Velâyet mâderin Zehrâ Betûl
Sen ciger-pâre-i mahbûb-i Hudâ'sın Yâ Hüseyn

Hânedân-ı ehl-i mahşer Sâkî-i Kevser iken
Sen susuzlukdan Şehîd-i Kerbelâ'sın Yâ Hüseyn

Âsitân-ı hazretinde bendedir cümle cihân
Zübde-i nûr-i Muhammed Mustafâ'sın Yâ Hüseyn

Bahr-i nûr dürdanesidir mâye-i aslın senin
Sen ziyâ-yı akdes-i arş- ûlâsın Yâ Hüseyn

İbtilâ künhüyle buldun ictibâ-yı zât-ı Hakk
Sen şefî'-i ekber-i yevmi'l-bekâsın Yâ Hüseyn

Bâb-ı lûtfundan eder Sâmî kulun hep istimdâd
Sen huzûr-ı Hakk'da makbûlü'r-recâsın Yâ Hüseyn

Cemâleddîn Uşşâkî [Uşşâki-Cemâliyye kolunun pîr-i sânîsi – ö. 1750]

Sana bende olduğumu cihân bilsün Yâ Hüseyn
Bâğ-ı Muhammed'e iki gonca gülsü Yâ Hüseyn

Birisi Şâh-ı Hasen Hulku'r-Rızâ sırr-ı Nebî
Sırr-ı Hayder isteyenler sana gelsün Yâ Hüseyn

Kurretü'l-ayn-i Rasûl'sün server ü şâh-ı şehîd
İsteyen ders-i ledün ol ahre dalsun Yâ Hüseyn

Vâliden bint-i Rasûl Fâtimetü'z-Zehrâ'dür
Atan Şâh Ali'den dersini alsun Yâ Hüseyn

Kerbelâ'da niçün iki kişiyle oldun şehîd
Mü'minînün cümlesine rahmet olsun Yâ Hüseyn

Dâvâ-yı İslâm ederken niçün kıydılar sana
Müşrikîne ol Yezîd'e lânet olsun Yâ Hüseyn

Seyyid Seyfullah Efendi [Hazret-i Pîr Ümmî Sinân'ın halifesi – ö. 1601]

Yâ Rasûlallâh bize gör ne'tdi âsî ümmetin
Görmeye anlar dahi rûz-i kıyâmet şefkatin

Şâh Hüseyn'in etdiler hâke berâber cismini
Kılmadılar ol münâfıklar senin hiç hürmetin

Kerbelâ'da ger göreydin Yâ Muhammed hâlimiz
Tâ kıyâmet sâkin olmazdı bizim-çün firkatin

Kim ki Âlem Fahri'nin evlâdına buğz eyleye
Yâ ilâhî eyleme ana müyesser cennetine

Biz muhibb-i Hânedân-ı Mustafâ'yız Seyfi'yâ
Rûz ü şeb nesl-i Rasûlullâh'a olsun midhatin

Fasih Dede [Galata Mevlevîhânesi Dedegânından – ö. 1700]

Ey gönül âmâde-i âh ol Muharrem'dür gelen
Hâzır ol ey dîde-i ter şehr-i mâtemdür gelen

Mevsim-i kaht-ı neşât u zevk-i şâdîdür bu şehr
Şehr-i câna hep metâ-ı gussa vü gamdur gelen

Huşk-lebdür bu meh-i mâtemde hep bahr ile cûylar
Gelse de mikyâs-ı dilden mâ degül demdür gelen

Berk-i handeyle güşâd olmaz bu demlerde dehen
Vakt-i br-i âh u bârân-ı dem-â-demdür gelen

Yâd edüp ol tîre-eyyâmı Fasîh-âsâ bu dem
Ey gönül âmâde-i âh ol Muharrem'dür gelen

Kamî-i Âmidî Efendi [Diyarbakır Rifâî Dergâhı Postnişini – ö. 1884]

Saâdet ravzasının serv ü mehi kadd-i hırâmân
Rasûl'ün kurretü'l-aynı iki şehzâde-i Merdân

Şehâdet bağının iki gül-i nazikterînidir
Hasen gonce-i nesrîn Hüseyin'im verd-i ahmer kan

Biri cûd-i sehâ-güster biri bahr-i atâ-gevher
İkisi de kerem-perver şebâb-ı ravza-i Rıdvan

Biri verd-i tarîkat dîgeri sırr-ı hakîkatdir
Biri kumrî-i Hû Hû-zen birisi tûtî-i irfân

Ömer Zarîfî Efendi [Bulgaristan, Rusçuk Sâdî Dergâhı Şeyhi – ö. 1795]

Eyâ mü'min karındaşlar Muharrem'de kılın mâtem
Akıdup kan ile yaşlar Muharrem'de kılın mâtem

Muhammed Mustafâ içün Aliyyü'l-Murtazâ içün
Şehîd-i Kerbelâ içün Muharrem'de kılın mâtem

Olup ayn-i cem âşıklar yüreği nâra yanıklar
Gelüp bir yere sâdıklar Muharrem'de kılın mâtem

Aluben eline taşlar döğünüz sîne vü başlar
Akıdup dîdeden yaşlar Muharrem'de kılın mâtem

Cemâlin arz edübdür gül anın-çün zâr eder bülbül
Giyinüp câme-i gülgûn Muharrem'de kılın mâtem

Firâk-ı Kerbelâ'dır bu gönülde mâverâdır bu
Tükenmez macerâdır bu Muharrem'de kılın mâtem

Bugün deryâ gibi cûş et özünü gel ferâmuş et
Erenler pendini gûş et Muharrem'de kılın mâtem

Bükâ-i derd ü firkatle hazîn olup melâletle
Zarîfî gibi hasretle Muharrem'de kılın mâtem

Kethüdâzâde Mehmed Ârif Efendi [Hamzavî ricâlinden – ö. 1844]

Kurretü'l-ayn-i Habîb-i Kibriyâ'sın Yâ Hüseyn
Nûr-i çeşm Şâh-ı Merdân Murtazâ'sın Yâ Hüseyn

Vâlidin şânında dendi "Lâ fetâ illâ Ali"
Mazhar-ı sırr-ı etemm-i Lâ fetâ'sın Yâ Hüseyn

Hem ciger-pâre-i Zehrâ Fâtime Hayru'n-Nisâ
Ehlibeyt-i Müctebâ Âl-i Abâ'sın Yâ Hüseyn

Halkan ü hulkan müşâbihsin Râsulullâh'a sen
Nâzenîn-i enbiyâ vü evliyâsın Yâ Hüseyn

Sana gülle dokunan ümmîd eder mi mağfiret
Gonc-i gülşen-serây-ı Mustafâ'sın Yâ Hüseyn

Seyyid-i şübbân-ı cennet dendi şânında senin
Pîşüvâ-yı etkıyâ vü asfiyâsın Yâ Hüseyn

Ehl-i mahşer dest-i Hayder'den içerken Kevser'i
Sen susuzlukla şehîd-i Kerbelâ'sın Yâ Hüseyn

Sad-hezâran lânet olsun ol Yezîd'in cânına
Nice kasdetdi sana nûr-i Hûdâ'sın Yâ Hüseyn

Kıl şefâat Ârif'e ceddin Muhammed aşkına
Arsa-i mahşerde makbûlü'r-recâsın Yâ Hüseyn

Neşet Efendi [Nakşibendi şeyhi, mesnevîhan – ö. 1807]

Ey çeşm uyan ağla İmam Hüseyn içün
Ey cism ü cân ağla İmam Hüseyn içün
Ey dil hemân ağla İmam Hüseyn içün
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün
Der-pîş edüp vak'a-i Kerbelâ'yı sen
Yâd et Ehlibeyt'e olan mâcerâyı sen
Âl-i Abâ'ya nâzil olan belâyı sen
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün
Ol nâzenîn ki mehdini Cibrîl gâh gâh
Cünbân olurdu tâ ide ârâm hâbgâh
Deryâ-yı hûn içre şinâver olan o mâh
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün
Zânû-yı arş sâye-i fahr-i peyâmberân
Olmuşdu tahtgâh o sultâna bir zamân
Âgaşte-hûn hâk-i reh-i Kerbelâ olan
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün
Bir katre eşk-i şâh-ı şehîdâb mâtemi
Gark-ı âb-ı rahmet eder cümle âlemi
Yâd et Kerbelâ'daki mâtem ü gamı
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün
Neşet gibi sûz-i derûnla eyle âh
Ol sîne-kûb rûz ü şebân eyle âh vâh
Tûfân-ı eşke gark ola çarhla mihr mâh
Ey dîde kan ağla İmam Hüseyn içün
Ey seyl-i hûn çağla İmam Hüseyn içün

Mustafa Selâmî Efendi [Eyüpsultan Selâmi Tekkesi postnişîni – ö. 1813]

Ednâ kuluyum Fahr-i Rasûlü's-Sakaleyn'in
Ol nûr-i Ehad Ahmed ü Ceddü'l-Haseneyn'in

Can tîgını uryan ederim cism-i gılâfdan
Kanlar saçarım fâtihine Bedr ü Huneyn'in

Nûş eyler isem ol Şah Hasen aşkına zehri
Çekmem elemi yoluna baş gitse Hüseyn'in

Hûn-âbe-i eşkimle cihân kana boyansın
Giryan olarak derdine ol Kurretü'l-Ayn'in

Evlâd ile ashâba selâm eyle Selâmî
Şâd ola dahî rûh-i şerîfi ebeveynin

Benzer okumalar:


Yazının yayınlanmasında gösterdikleri alaka ve hissiyat için Revak Kitabevi'ne teşekkür ederiz.
__________________________________

[*] Muhammed'in nuru, kâinatın icat edilme sebebidir / Hüseyn'in kanı, âlemin ayakta durma sebebidir.

Osmanlı Dönemi Şeyhlerinden Kerbela Mersiyeleri, Yayına Hazırlayan: Kahraman Özkök, Revak Kitabevi, İstanbul, 2014.

2011–2026 idea, schola, zâhir âlem