hafız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hafız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2015

Karşılaştırmalı Hafız Divanı

Fârisî Nakkaş Sultan Muhammed'in minyatür çalışması: Dünyevî ve Uhrevî Sarhoşluk Alegorisi, Hafız Divanı. [16. yüzyıl]

Gazel 11

Sâkî be nûr-i bâde ber efrûz câm-i mâ
Mutrib begû ki kâr-i cihân şud be kâm-i mâ

Mâ der piyâle aks-i ruh-i yâr dîdeîm
Ey bîhaber zi lezzet-i şurb-i mudâm-i mâ

****

Sâki, ışıl ışıl et bâde nuruyla kadehimizi
Mutrip, oku haydi
Dünya döndü muradımızca; bulduk neşemizi

Kadehte yârin yanağının aksini gördük biz
Duy hele, bak,
Sensin her zaman içtiğimiz şaraptan habersiz

Hafız Divanı, Cilt I, s. 67. çev. Mehmet Kanar
_

Sakî, kadehimizi şarabın nuruyla parlat
Sazende, sen de çal. Zira âlem tam istediğimiz hale geldi, bize uydu

Ey şaraptan aldığımız lezzetten haberi olmayan!
Biz kadehte Dostun Vechinin sûretini görmüşüz.

Hâfız, Divân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, s. 96
Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, s. 192. çev. Nurullah Koltaş

Gazel 49

Ez kirân tâ be kirân leşker-i zulmet velî
Ez ezel tâ be ebed furset-i dervîşân est

****

Bir ufuktan öbür ufka kadar var zulüm orduları
Ezelden ebede dervişlerin var zulme engel olma fırsatı

Hafız Divanı, Cilt I, s. 151. çev. Mehmet Kanar
_

Bir uçtan bir uca bir zulüm ordusu var amma
Ebedden ezele de dervişânın fırsatı var

Hâfız, Divân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, s. 197
Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, s. 169. çev. Nurullah Koltaş

Gazel 80

Ayb-i rindân mekun ey zâhid-i pâkîzesirişt
Ki gunâh-i digerân ber tu nehâhend nevişt

****

Temiz yaratılışlı zâhit, rintleri ayıplama
Çünkü başkalarının günahı yazılmayacak sana

Hafız Divanı, Cilt I, s. 223. çev. Mehmet Kanar 
_

Ey pâk tabiatlı zâhid, rindlerin ayıbını kınama
Zira yazılmayacak diğerlerinin günâhı sana

Hâfız, Divân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, s. 269
Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, s. 160. çev. Nurullah Koltaş

Gazel 129

Guzâr ber zulumâtest, Hızr-i râhî kû?
Mebâd k'âteş-i mahrûmî âb-i mâ bebered 

****

Güzergâhımız karanlıklar ülkesine doğru; yol gösterecek Hızır nerede?
Bu durumda mahrumluk ateşi suyumuzu alıp götürmesin sakın!

Hafız Divanı, Cilt I, s. 323. çev. Mehmet Kanar
_

Yol zulmetten geçiyor, Hızr-i râh nerede?
Burada yoksa şayet, tarumar edecek bizi âteş-i mahrumiyet

Hâfız, Divân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, s. 383
Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, s. 136. çev. Nurullah Koltaş

Gazel 317

Fâş mîgûyem u ez gofte-i hod dilşâdem
Bende-i aşkem u ez her do cihân âzâdem

Tâyir-i gulşen-i kudsem, çi dihem şerh-i firâk
Ki derin dâmgeh-i hâdise çun uftâde'em

Men melek bûdem u firdovs-i berîn câyem bûd
Âdem âvurd derin deyr-i herâbâbâdem

****

Açıkça söylüyorum, sözlerimden mutluyum
Aşkın kuluyum, iki dünyadan özgürüm 

Kutsallık gülistanının kuşuyum; nasıl anlatayım
Bu hadiseler tuzağına nasıl düştüm?

Melektim ben, Firdevs-i berin Cennetteki yerim
Âdem getirdi beni, harabe dünya oldu yerim

Hafız Divanı, Cilt II, s. 738. çev. Mehmet Kanar
_

Fâş ediyorum ve sözlerimden hoşnudum
Aşkın bendesiyim ve her iki cihandan âzâdım

Kutlu gülşende uçarken, firakımı nice şerh edeyim?
Nasıl düştüm bu dünya tuzağına?

Melektim ve cennet-i a'lâ idi yurdum;
Âdem getirdi beni bu harap hankâha

Hâfız, Divân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, s. 815 
  Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, s. 93. çev. Nurullah Koltaş 

Bibliyografya:

I. Divan-ı Hâce Şemseddîn Muhammed Hafız-ı Şirazi kuddise sirruhu'l-azîz, be ihtimâm-i Muhammed-i Kazvînî ve doktur Kâsim-i Gâni, be hatt-i Zerrînhat, be sermâye-i kitâbhâne-i Zuvvâr, çâp-i Sînâ, Tehran, 1320 hicrî şemsi/ 1360 hicrî kamerî/ 1941
II. Hafız-ı Şirazi, Hafız Divanı, Cilt I-II, Ayrıntı, çev. Mehmet Kanar
III. Hâfız, Dîvân, Ders-i Hâfız, nşr. Muhammed İsti'lâmî, Suhan Yayınevi, Tahran, H. 1382 
IV. Seyyid Hüseyin Nasr, Gülşen-i Hakikat, İnsan, çev. Nurullah Koltaş

Önerilen okumalar:


7 Mart 2014

Sadi-i Şirazi ― İran Edebiyatı

Gurbet akrebi ciğerimi yaktı benim,
Bulamadı alçak sanki, dünyada başkasını.
Neden hedef yaptı? diyorum zamanenin okuna,
Bu yüce, bilgisiz, adaletsiz felek tenimi benim? 
Felek, faziletler ölçüsünde dönseydi eğer,
Makamım, ayın makamından aşağı olmazdı benim. 
Hayır, hayır, felek de zaman da bilmez faziletin değerini,
Söylemişti babam bunu, gençliğimde benim. 
Dünyada yaşasam da gece-gündüz, 
Yedinci kat göklerde, gezdiğim yerler benim. 
Oturmam ben seninle bu sarayda ey tenim, 
Çağırır durur çünkü îzed başka bir saraya beni. 

Gönül gözünle gör, dünyanın gizliliklerini, 
Görmez çünkü gizlileri, kafandaki gözlerin. 
Nedir dünyanın sırrı, ey özgür ahali? 
Gizlileri görmen, açıktakileri görmemendir. 
Bağlayamazsın dünyayı demirle! 
Hikmet zinciriyle bağla bu dünyayı. 
Öteki dünyaya bir merdiven bu dünya, 
Çıkmak gerek sonuna kadar bu merdiveni. 

Çekmek istemiyorsan zararı kendine doğru, 
Uzak tut dilini sen çirkin sözlerden, 
Söz akılla söylenir. kime akıl verilmedi?: 
Sığıra, eşeğe, deveye ve diğer hayvanlara. 
İnsanın konuşması, sahip olduğundandır; 
Delilleri ortaya çıkaran, izah eden bir akla. 
Emre uyarsan, bilge olursun, yoksa bilgisizlikten; 
Cehenneme çevirirsin cennetleri sen. 

Nasır-ı Hüsrev


Sadi-i Şirazi

Gülistan, Bostan...  



Cemşid ü Hurşid                                                      

Rudaki
































Hafız




































Alem, gam hikayeni anlatmasıyla bir efsane,
Gözüm, yüzünün yansımasıyla bir güzeller evi!
Zincir gibi zülfünün ümidiyle senin,
Nice aşıklar var, hepsi bir deli!
Dudağından bir nükte, bir şeker parçası!
Küpünden bir damla, bir kadeh!
Senin güneş yüzünün aydınlığı karşısında,

Feleğin güneşi sanki küçük bir kelebek! 
Neden kapatıyorsun yüzünü benden ey nazlı, 
Yoksa bu miskin bir yabancıdan da mı değersiz?! 
Senin yerin değil bu gönül, ancak ne yapayım, 
Dünyada benim tek bu viranem var işte.


Devlet ve talih dostumuz olsaydı bizim,
Kendi vatanımızda yaşardık biz.
Feleğin çarkı dönseydi bizim arzumuzca,
Başkalarının şehrinde ne işimiz olurdu bizim.


Yazık bu zamanda bir tek dost yok,
İnsanlar içinde hiç sevindiren yok,
Bu zamanda gamsız olan,
Ya insan değil, ya bu dünyayla bağı yok.


Alçağız toprak gibi, yücelik işte bu,
Sarhoşuz aşk ile, akıllılık işte bu,
Bütün bu dertlerle adını anmayız dermanın,
Doğrusu, gerçek dertlilik işte bu.


Ne oturuyorsun Efzel, dostlar gitti,
Yaya kaldın sen, atlılar gitti,
Bahçede kim kaldı karga ve çaylak dışında,
Gümüş tenliler, güzel yüzlüler gitti.


Bilmediğin kadehi, ey gönül yudumlama,
Yaptığın kötülükleri unutma,
Ecel aslanı pusuda, dikkat et,
Aslan ormanında tavşan uykusuna dalma.


Yüz şehrin, yüz vilayetin valisi de olsan,
Usta sanatkar da, yetenekli de olsan,
Gerçek aşık da, dosdoğru zahit de olsan,
Birkaç gün geçer, sen de hikaye olursun.


Açılır sana gerçeğin kapıları,
Bağlanma hep bu geçici dünyaya;
Yok olacak bu dünya, öteki dünya sonsuz,
Yokluk kötü, sonsuzluk iyi, o zaman iyiye dön.
Adalet, doğruluk, şefkat ve cömertliğinle,
Kurtar bu kulunu ve işini kolaylaştır onun.
Hak etmedi bu kulun, bu sıkıntıları, bu acıları, 
Bu sıkıntılarda boğulan bu garip de hak etmedi.



Baba Efzel

(*) Prof. Dr. Nimet Yıldırım, Atatürk Üniversitesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölüm Başkanı.

2011–2025 idea, schola, zâhir âlem